..

26 Ağustos 2013 Pazartesi

Bamya Kızartması ve Buzlukta Pratik Olarak Bamya Saklama Yöntemi

            Gecenin 24'ünde, eşimin telefonu çaldı. Bu saatte pek de hayırlı telefonlar gelmez, malum. Arayan, eşimin iş arkadaşıydı. Eşim, yıllık iznini kullandığından epeydir yoktu iş yerinde. Arkadaşı ise Çorum/ Sungurlu civarında kaza yapmış, arabaları takla atmış. İki kişilermiş arabada...
            Eşim telefonda konuşurken, beni bir korku aldı. Teknik personel oldukları için işleri gereği, sürekli yoldalar malesef. Hep böyle telefonlardan korkuyorum zaten fakat bu sefer beni daha fazla etkiledi. Artık nasıl korktuysam, karnıma bir ağrı girdi ki sorma... Ağlamaya başladım, bilmiyorum belki korkudan belki de hamileliğe bağlı hormonlardan.
            Neyse ki cana gelmemiş. Kimsenin canı yanmamış. Tek tesellimiz bu. Yine de içim durmuyor, belki bir gün de bana böyle bir telefon gelir korkusuyla bekliyorum... Rabbim polis, asker, şoför vs ailelerine sabır versin. Gerçekten çok zor. Hepsi de Allah'a emanet olsun inşallah. Benim ki de onlarla beraber...
            Kötü başladığım pazar gününe, güzel pazartesiyle veda edip, iyi hafta diliyorum, bütün herkese ve aileme de tabi.
            Gelelim bamya kızartmasına. Teyzemin kızı Nilgün Ablam o kadar methetti ki denemeden edemedim. Ben taze bamyayı yukardaki gibi uzun ve çekirdekli seviyorum. Kuru olursa, çiçek bamya denen o küçücük şekliyle seviyorum. Tam da aldığım bamyalar kızartmalıkmış. Bakmayın böyle iri durduklarına, o kadar tazecikler ki...
            Bamyanın100-150 gram kadarını ayırdım. Bunlardan bamya kızartması yaptım. Domates sosla iyi gider diye çok az da olsa domates sos kullandım. Bence sosa bile gerek yok. Değişik, ve hoş bir deneyim oldu. Zaten bana bamya olsun da, ha çorbası olmuş, ha yemeği yada böyle kızartması...

Bamya Kızartması için malzemeler:

  • 100-150 gram kadar bamya
  • 1 tane yumurta
  • 1/2 su bardağı un
  • 1/2 su bardağı galeta unu
  • tuz
  • kızartmak için sıvıyağ
Yapılışı:
  1. Bamyalar yıkanır, ayıklanır, kurulanır.
  2. Tavaya biraz sıvıyağ konulur.
  3. Bir kaseye, un, birine çırpılmış yumurta, diğerine ise galeta unu konulur. Unun içine biraz tuz ilavesi yapılır.
  4. Bamyalar sırasıyla önce una sonra yumurtaya en son galeta ununa bulanıp, yağda kızartılır. Kızartılan bamyalar, havlu kağıta çıkartılır. Domates sosu ile tüketilir. Afiyet Olsun...

         
           Her sene bamyayı dolaba kaldırırken, domates de ekler biraz kavururduk. Üzerine de bolca sıktığımız limon suyu, o bamyada istenmeyen, salyalanmasını engeller, difrizde saklardık.
            Bu sene arkadaşım Halime'den öğrendiğim bu yöntemi kullandım. Zaten, salçasını, soğanını kavurup koyuyoruz. Ben her sene bu şekilde saklıyorum hiçbirşey olmuyor deyince, bu sene de bu şekilde saklamayı uygun gördüm. Sonuç ne olur, deneyip göreceğiz dostlarım. Gerçi Halime'ye güvenim tamdır.Yoksa bu şekilde saklamazdım.

Buzlukta Pratik Bamya Saklama Yöntemi

Bamyaları önce yıkıyoruz. Sonra süzgece alıp suyunu süzdürüyoruz. Daha sonra ise, kağıt havlu ile iyice kurumasını sağlıyoruz.
Bamyalarımızın sap kısımlarını ayıklıyoruz. Sizinkiler küçükse kesmenize gerek yok. Benimkiler büyük olduğu için, kesmeyi tercih ettim. 2'ye yada 3'e ayırdım bamyaları. Buzdolabı poşetine koyup, buzluğa kaldırdım. Rabbim ağız tadıyla yemeyi nasip etsin inşallah...    

24 Ağustos 2013 Cumartesi

Kızılcık Şerbeti ve Kızılcık Marmelatı

              Kızılcık yada bilinen diğer adıyla kiren meyvesinin yararları o kadar çok ki... Bunlardan birkaçını söylemeden geçemeyeceğim dostlarım.

  • Mideyi güçlendirir
  • Vücut direncini artırır
  • Bağırsak yaralarına iyi gelir
  • Ateş düşürücü etkisiyle özellikle menepoza iyi gelir
  • Böbrek taşlarının düşürülmesine yardımcı olur
  • Gazı önler
  • Ağız yaralarını giderir
  • Mikrop öldürücüdür.
  • İltihaplanmayı önler ve alerjileri azaltır.   

              Kızılcık şerbetine bayıldım ben doğrusu. 1 kg kızılcıktan hem şerbet, hem de küçük bir kavanoz marmelat yaptım. Hem de ayrı ayrı değil, şerbet yapımında kullandığım kızılcık taneleriyle... İçim elvermedi o güzelim taneleri atmaya. Siz de bir taşla iki kuş tutabilirsiniz. Önce suyunu içer sonra, marmelatını yersiniz. Şiddetle öneririm.

Kızılcık şerbeti için malzemeler:

  • 1 kg kızılcık
  • 3-4 su bardağı toz şeker (damak tadınıza göre)
  • 3 litre su
  • 1 adet kabuk tarçın
  • birkaç damla limon suyu
Yapılışı:
  1. Kızılcıkları ayıklayıp yıkıyoruz. Tencerede suyunu koyup, tarçını da ekleyip,  kaynamaya alıyoruz.
  2. 15 dakika kaynayınca, içine şeker ve limon suyunu ilave ediyoruz. Biraz da bu şekilde kaynatıyoruz. Soğumaya bırakıyoruz. Afiyet Olsun...
             
               Kızılcık şerbeti bitmeden önce 2 su bardağı kadar şerbetten ayırın, bunu marmelat için kullanacağız. 
Kızılcık marmelatının yapılışı:

  •               Kızılcık şerbeti için suyunu süzünce, geriye kalan tanelerini bir süzgece alın. Elinizle bastırarak püresinin alta geçmesini sağlayın. (Bu kısım biraz zor olacaktır.)
  • Bu pürenin üzerine 1 su bardağı toz şeker ve 2 su bardağı kızılcık şerbetinden ekleyin. Kaynamaya bırakın. Kıvam alınca ocaktan alıp sıcak sıcak kavanoza alın. Afiyet Olsun...

23 Ağustos 2013 Cuma

Çerkeş Görüntüleri


      Çerkeş'in Kadıköy Köyünde, Ramazan bayramı sabahında, erkekler bayram namazından çıkınca, köyde ceviz toplama adeti var. Ben bu sene buna katılmak istemedim, hamile halimle... Benim ufaklıkların ısrarına dayanamadım katıldım sonunda. Bengi'nin eline bir poşet aldık, sıraya girdik, bütün evleri dolaştık, herkes kapısının önüne çıkmış, bizlere ceviz veriyordu. Biz de payımıza düşen cevizleri aldık.
     Yukardaki fotoğrafta, ceviz toplamaya giderken, yolumuzun üzerinde gördüğümüz eşekle, kızımın bir görüntüsü olsun istedik. Kızımın üzerindeki hırkaya gelince yanlış görmüyorsunuz evet, bayram namazından çıkan babamızın yanına giderken, soğuktu, hırkasız çıkamadık.

              Köyün içinde, bir biz değildik, ceviz toplamaya giden kuyruğun sadece bir kısmı bu  :)


             Yukarıda elimizde tuttuğumuz mantarın adı kanlıca imiş. Hafif bir kokusu aroması var. Önce haşlanıyor sonra yeniliyor. Fakat çook lezzetli...


Dağdan görüntüler...


          Dağda mantar aramaya çıkarken, 4 grup olduk. Sonradan 3 kişi daha eklendi.  Yolda yorulup mola verdiğimiz bir zamanda çekildi fotoğraf... İzgi'nin elinde olan poşette topladığımız mantarlar var. Dağdan inerken bu poşete biraz daha mantar eklense de, gruplar içinde mantar toplamada en başarısızı biz olduk malesef... Ne yapsın kocacığım, terlikli, iki küçük kız çocuğu ve bir hamile eş ile anca bu kadarı oluyor...


Böyle birçok görüntü var. Bol oksijenli bir gündü kabul. Fakat ertesi günü, çoluk çocuk hastanelik olduk. Serinlikten mi, yorgunluktan mı yoksa buz gibi akan dağ çeşmesinin suyundan mı bilemedik...


Kızların çayırda çimende yaptıkları gezintiler...


Burada, baraj gölünün yanında, eşim balık tutarken, biz mangal işiyle meşguldük. Bize güneşten gölge yapan bu ağacın dibinde. Ağaç ahlat ağacı imiş. Küçük yabani armut gibime geldi benim, yine de emin değilim.Henüz olmadıkları için çook fena idi tadı :(


           Yukardaki balıkların üzerinde yara izleri var. "Yaralı balıklar" yada "Asker Balıklar" deniliyormuş. Yanda gördüğünüz mescidin önündeki bu havuzda yer alıyorlar. Hikayeye göre, savaşlarda bu balıklar gidiyor ve asker oluyorlarmış. Savaştan dönüşte, bu şekilde yaraları oluyormuş. Ben her ne kadar genetik bir bozukluk olduğunu iddia etsem de, böyle olmadığına kat-i şekilde inananlar mevcuttu.
            Buradan çıktıktan sonra, bir Hoşlamlar Türbesi ziyareti yaptık. Resimleri almadım malesef. Çünkü hoşuma gitmeyen görüntüler mevcuttu. Fatih Sultan Mehmet zamanında yaşayan kıymetli zatın, kabrinin bulunduğu yerde, çocuklar uyutuluyordu, malesef içeriye girmek nasip olmuyordu bu yüzden, ayrıca burada adak adanırmış, mangal yakılırmış. Türbeye girişte, mangal kokusundan nefes olmak mümkün olmuyor. Bu şekildeki inanışlarımızı artık bir tarafa bıraksak. Mangal yakmaktan öte başka ibadetlerle meşgul olup,  türbeleri rahat bıraksak...



Son görüntüler ise köyden. Buradaki taşı bilmeyeniniz yoktur herhalde. İlk gördüğümde bana ilginç gelmişti. Bizim oralarda bu taşlar, caminin avlusunda olur. Kadıköy'ünde ise geniş ve boş bir alanda öylece duruyor...


Bu görüntü ise "atbastı" diye anılıyor. Büyük ihtimal, jeolojik zamanlardan kalan, kayalar yumuşakken oluşmuş bir hayvanın ayak izi...

Şimdilik Benden Bu Kadar Dostlarım. En kısa sürede görüşmek üzere...Hayırlı Cumalar...


13 Ağustos 2013 Salı

Mayalı Pişi ( Hamur Kızartması)


           Bir fırsatını bulup bloğa birşeyler eklemek istedim. Ama nerdee... Önce kızlar, aralarında tartışmaya başladılar yine... Bu sırada karnımdaki, deli gibi tekmeler savuruyordu. Bense, bayramda köyde çektiğim fotoları yüklemek yerine, bilgisayara önceden attıklarıma göz atıyorum çünkü fotoğraf makinemi köyde unutmuşum :(
          Bir günlüğüne, Ankara'ya döndük, benim kontrolüm olduğu için.Yarın Allah nasip ederse, 10 günlüğüne, tekrar yolcuyuz. Dönüşte, topladığımız mantarları, gezdiğimiz yerleri paylaşırım sizlerle inşallah.

         İşte böyle sevgili dostlar... İki çocuklu hamile bir kadının bütün bunlara yetişmesi, her geçen gün zorlaşıyor. Rabbim yine de onları eksik etmesin. 

         
 
           Pişiye gelince,  yapımı çok kolay bir hamur kızartması. Daha önce kolayına kaçıp, Mayasız pişi yapmıştım. Şimdi ise mayalısını paylaşıyorum sizinle. Bizim evde kızartılmış hamurlar çok seviliyor. Pişi yaparken, bazıları daha yumuşak bir hamur elde ediyor, bazıları ise daha sert. Ben sert sevenlerdenim. Çünkü şekilleri böylece daha belirgin oluyor. İsterseniz değişik kalıplarla kesip, öyle de kızartabilirsiniz. Ben karelere ayırmayı yeterli gördüm. Yapmak isterseniz buyurun ölçülere...

Mayalı Pişi İçin Malzemeler:
  • 3 su bardağı un
  • 1/2 paket yaşmaya
  • 1 tatlı kaşığı şeker
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • aldığı kadar ılık su
  • kızartmak için sıvıyağ

Yapılışı:
  1. Bir kaseye, 1 tatlı kaşığı tuz ve unu karıştırıp, ortasını açıyoruz.
  2. Maya ve şekeri buraya koyup, ılık sudan azar azar koyarak, mayayı ve şekeri eziyoruz.
  3. İstediğimiz kıvama gelen hamuru, üzerine temiz bir bez örtüp, ılık bir yere çekiyoruz. Hamur 2 katına gelinceye kadar mayalanıyor.
  4. Derince bir tencereye yeteri kadar sıvıyağ koyup, ocağa alıyoruz.
  5. Hamurdan istediğimiz büyüklükte parçalar alıp, merdane ile 1/2 cm kalınlığında açıyoruz. İster karelere kesin, ister kurabiye kalıbı ile... Kestiğiniz parçaları iyice kızmış yağa atın, ters yüz edip, havlu kağıda çıkartın. Afiyet Olsun...

Not: Pişilerinizin puf puf olmasını istiyorsanız, tek püf noktası, yağın iyice kızgın olması, aksi taktirde böyle kabarmayacaktır.

4 Ağustos 2013 Pazar

Bayram Tatlıları İçin Öneriler

Bu bayram için tatlınızı kendiniz yapmak istiyorsanız, sizlere birkaç fikir vermek istiyorum. Bunlardan ilki, klasik tatları seviyorsanız Portakallı Revani ' yi deneyin.
Hem şerbetli, hem farklı birşey olsun istiyorsanız Bumbada Tatlısı 'nı denemelisiniz. 

Hem göze hem gönüle hitap etsin istiyorsanız, işte size Çiçek Tatlısı.

Kırmızı güller sofranızda yer alsın istiyorsanız, Fındıklı Gül Tatlısıının tarifini burada bulabilirsiniz.

Hem cevizli, hem çook leziz. Cevizli Tatlı'yı denemelisiniz.Kesinlikle pişman olmazsınız.

Amaan ben meyveden vazgeçmem diyorsanız, pembe armutlar yetişsin imdadınıza. Vişneli Armut Tatlısı tam size göre.
Her daim gözde olan tatlılarımız arasında olan Etimek Tatlısı tarifiyle, misafirleriniz mutlu anlar yaşayacaktır.

İçeceğimi kendim yapayım diyorsanız, gül kokulu Gül Şerbeti tam size göre...

Ramazandan çıktık ama havalar hala sıcak, Sütlü olsun Güllaç olsun diyorsanız, buyurun tarife...


Reyhan Şerbeti ile misafirlerinizi serinletebilirsiniz. Bırakın artık şu kolaları, asitli meşrubatları...



Hem göze hem gönüle hitap eden Sadrazam Lokumu, hem de bayramın şerefine kaymaklı. Denemenize değecektir.
Midye Tatlısı, Fındıklı Şekerpare haşhaşlı revani gibi tarifler için ise Şerbetli Tatlılar bölümüne bakabilirsiniz.
Bunlar benim sizler için seçtiklerim. Bayram tadında ikramlar dilerim...



Tereyağlı Çörek






             Bizim evde ramazan boyunca, sahurda hamurişleri yenir. Yanında komposto, kahvaltılıklarla birlikte. Durum böyle olunca, bana düşen, hemen her gün taze hamurişleri yapmak oluyor. En çok da bu tereyağlı çöreği yapıyorum. Her katı açıldığı için, aralarına reçel, ezme vs sürülerek de yenebiliyor. Sahurda yenmedi tabi bu acı biberler :) İsterseniz ekmek yerine de tüketebileceğiniz bu çöreği, belki siz de bizler kadar seversiniz.

Tereyağlı Çörek İçin Malzemeler:

  • 1/2 yaşmaya
  • 1.5 tatlı kaşığı tuz
  • 1.5 tatlı kaşığı şeker
  • 5 su bardağı un
  • 1 su bardağı ılık su
  • 1 su bardağı ılık süt
  • 100 gram tereyağ
  • 1/2 çay bardağı sıvıyağ

Yapılışı:
  1. Yaşmayayı, yoğurma kabına alıp, üzerine şekeri katıyoruz. Ilık su ve süt yardımıyla, mayayı eritiyoruz. 
  2. 5 bardak unu ekliyoruz ve tuzu da ekliyoruz. Hamuru yoğurup, mayalanmaya bırakıyoruz.
  3. Hamurumuz 45 dakika sonra mayalandırıyoruz. Bir tavada, tereyağına sıvıyağı katıp, eritiyoruz.
  4. Hamuru 5 bezeye ayırıyoruz.
  5. Her bir bezeyi tepsinin büyüklüğünde açıyoruz. Tereyağla yağlanmış tepsinin ilk katına hamuru yerleştiriyoruz. Hazırladığımız tereyağından üzerine döküp, heryerine fırça yardımıyla yediriyoruz.
  6. Bu işlemi diğer hamurlar için de yapıyoruz. Hamurun üzerini temiz bir bezle kapatıp, mayalanmaya bırakıyoruz.
  7. Hamur tepsinin boyuna mayalanınca, üzerine yumurta sarısı ve çörekotu serpip, 200 dereceli fırında, pişiriyoruz. Afiyet Olsun...

2 Ağustos 2013 Cuma

Patatesli Şehriye Çorbası eşliğinde Kadir Geceniz Hayırlara Vesile Olsun...

                 
                     Cumartesiyi pazara bağlayan gece, mübarek ramazan ayının en hayırlı gecesi, Kadir Gecesi. Bin aydan daha değerli bu gece yapılacak tüm dualarınızın kabul olması, günahlardan arınma için vesile olmasını diliyorum. Rabbim Dualarımızı kabul etsin.
                     İftar akşamlarının vazgeçilmezleri arasında, herhalde çorbalar en başta geliyor. En azından bizim evde durum böyle. Hele de yazın, akşama kadar mideler resmen kuruyor. İftarda sulu birşeylerle açılış yapmak iyi geliyor. Rabbim masamızdan çorbamızı eksik etmesin, bir tas çorbaya muhtaç etmesin inşallah.
                    Şehriye çorbası tavuksuyu olmadan olmaz, malum. Tavuk haşladığım zaman suyuna mutlaka şehriyeli çorba yaparım. Hem seviyorum bu tadı, hem de kolayıma gidiyor. Arada da böyle, patates ilavesi  ile zenginleşiyor.

   Patatesli Şehriye Çorbası İçin Malzemeler:
                   (5-6 Kişilik)

  • 3 yemek kaşığı arpa şehriye
  • 1/2 orta boy patates yada küçük bir patates
  • 1 kaşık kavrulmuş un (Ben, yanmaz tencerede yağsız un kavururum, gerektiğinde çorbalarıma bu un ilavesi hazır oluyor, tavsiye ederim)
  • 1 kaşık domates salçası (Benim kullandığım salça ev yapımı, yumuşak salça, eğer siz hazır salça kullanacaksanız, oranı düşürmelisiniz.)
  • 3 su bardağı tavuksuyu
  • 2-3 su bardağı ılık su
  • tuz
Üzeri için: ince kıyılmış maydanoz


Yapılışı:
  1. Tencereye çok az sıvıyağ katıyoruz. Patatesi küçük küpler halinde doğruyoruz. Bu yağa salçayı da katıyoruz ve patatesle birlikte çok az kavuruyoruz. Kavrulmuş un ve tavuksuyuyla birlikte 5 bardak su ekliyoruz. 
  2. Suyumuz kaynayınca, içine şehriyeyi ilave ediyoruz. Kısık ateşe alıyoruz ve şehriyeler yumuşayınca, ocağın altını kapatıyoruz. 
  3. Maydanozu, küçük küçük doğruyoruz. Pişen çorbamızın üzerine ilave ediyoruz. Limonla servis yapabilirsiniz. Afiyet Olsun...

1 Ağustos 2013 Perşembe

Vişneli Armut Tatlısı



     Saat epey geç oldu, birden tatlı yapmak mı istediniz. Yaza uygun hem hafif hem meyveli hem de serin birşeyler olsun istiyorsunuz, bir o kadar da kolay olsun. O zaman gelin bu tatlıya kulak verin. Denemenize değecek.
       O kadar kolay ve o kadar hoş bir tatlı ki, kesinlikle tekrarı gelecektir. Hatta, misafirlere de yapmayı düşünüyorum. Eğer buzlukta kış için kaldırdığınız vişneleriniz ve 4 armutunuz varsa, tatlınız hazırdır. Hafif ekşimsi ve tatlı pembe renkli bu tatlıya bayılacaksınız.  Armutu ne kadar çok kullandığımı bir kez daha fark ettim. Sizler de benim gibi armutseverlerdenseniz Safranlı Armut Tatlısı 'nı da öneririm. Şimdiden afiyet bal olsun...

Vişneli Armut Tatlısı İçin Malzemeler:

  • 4 adet orta boyda ve sertlikte armut
  • 1 su bardağı dondurulmuş vişne (taze de olabilir)
  • 1 çay bardağı +2 yemek kaşığı toz şeker
  • 1 çay bardağı su
  • 1 adet kabuk tarçın
  • isteğe göre vanilyalı dondurma

Yapılışı:
  1. Armutların kabuklarını soyup, ortadan ikiye ayırın ve ortasındaki çekirdek kısmını çıkarın. Ortaları yukarıya gelecek şekilde yanmaz tencereye dizin.
  2. Üzerine toz şekeri her yerine eşit miktarda dökün. Vişneleri de armutların üzerine ekleyip, kabuk tarçın ekleyin. Üzerine suyunu koyup, ağzı kapalı olarak kısık ateşte pişirin
  3. Armutlar yumuşayınca, armutları bir tabağa ayırın. Vişnelerle birlikte, vişne suyunu kıvam alıncaya kadar kaynatmaya devam edin. Tekrar armutları tencereye alıp, ocağın altını kapatın. Tencerenin ağzını kapatarak, bu şerbetin içinde armutların bir süre daha durmasını sağlayın.
  4. Servis esnasında, vişnelerle birlikte  vanilyalı dondurma da kullanabilirsiniz. Şahsen bizim ev ahalisi tarafından böylesi sevildi. Afiyet Olsun...

   

31 Temmuz 2013 Çarşamba

Zeytinyağlı Fırın Kabak


Uyan ey gözlerim gafletten uyan
Uyan uykusu çok gözlerim uyan
 Azrailin kastı canadır inan
Uyan ey gözlerim gafletten uyan
Uyan uykusu çok gözlerim uyan

 Samavatın kapıların açarlar
Alemlere rahmet suyu saçarlar
Seherde kalkana hülle biçerler
Uyan ey gözlerim gafletten uyan
Uyan uykusu çok gözlerim uyan

Seherde uyanırlar cümle kuşlar
Dili dillenince tesbihe başlar
Tevhid eyler dağlar, taşlar,ağaçlar
Uyan ey gözlerim gafletten uyan
Uyan uykusu çok gözlerim uyan

Bu dünya fanidir sakın aldanma
Mağrur olup tacu tahta dayanma
Yedi iklim benim diye güvenme
Uyan ey gözlerim gafletten uyan
Uyan uykusu çok gözlerim uyan

Benu Murat kulun suçumu affet
Suçumu bağışlayıp günahım refet
Resulun sancağı dibinde haşret
Uyan ey gözlerim gafletten uyan
Uyan uykusu çok gözlerim uyan

           Bu çok bilindik ilahinin sözlerinin, kime ait olduğunu eminim pek çoğunuz biliyordur. Bir de ben söyliyeyim: Osmanlı padişahlarının 14. sü, Kanuni Sultan Süleymanın torunu 3. Murat'tır. Bu kadar güzel bir şekilde, Allah sevgisini anlatan bir yürek, şair padişah. Tarihe az çok meraklı herkes gibi, ben de Orta Asya'dan tutun da, günümüze kadar gelen ecdadımızla gurur duyuyorum. Bazılarının aksine, Osmanlı padişahları, diktatör, duygusuz değildirler. Düşünün ki daha yakın çağda yaşanan Nazi katliamlarını. Almanların bir okul müfredatında, bunları kötüleyen halleri mevcutmudur? Niçin,o ahlak, insanlık ve din eğitimini her daim zamanın en iyi hocalarından almış olan Osmanlı padişahları böyle olsunlar? Aksi halde 700 yıl dünyaya hükmetmek, öyle kolay olmasa gerek. Arada bir Söğütlü damarım tutuyor işte ne yapalım :)
    Bugünkü yemeğimize gelince, dolapta uzun zamandır bekleyen kabaklarım vardı. Bu kabakları dolma yada kızartma şeklinde değil de babaannemin yaptığı gibi fırında yapmayı düşündüm. Bu yemeğin püf noktası soğan ve sarımsak zenginliğidir. Kesinlikle hem hafif hem de kolay olan bu yemeği denemenizi tavsiye ederim.




Zeytinyağlı Fırın Kabak İçin Malzemeler:

  • 3 kabak
  • 1 havuç
  • 3 kuru soğan
  • 10 diş sarımsak
  • 1 iri domates
  • zeytinyağı
  • tuz isteğe göre kekik

Yapılışı:
  1. Kabakların kabukları soyulup, yuvarlak doğranır, Havuçlar için de aynı işlem yapılır.
  2. Soğanlar ikiye kesildikten sonra şeritler halinde kesilir, sarımsaklar da soyulup doğranır.Sarımsakların bir kısmını, bir tutam tuz ve soğanlarla karıştırarak fırın kabımızın dibine sereriz.
  3. Havuçlar 2 bardak suda az tuz katılarak hafif yumuşayana kadar haşlanır. Kabaklar için de aynı işlem uygulanır fakat bu sefer suda haşlama süresi 2 dakika kadar olur.
  4. Soğanların üzerine bir sıra kabak dizilir. Onun üzerine havuçlar yerleştirilir. En üstüne kabaklar konulur.
  5. Domatesi yıkayıp rendeleriz. Kalan doğranmış sarımsakları da bu domates sosuna ekleriz. Biraz da tuz ilavesi ile hazırladığımız bu domates sosunu kabakların üzerine dökeriz. Üzerinde, birkaç kaşık zeytinyağı gezdiririz.(Kekik ve baharatlar bu esnada domates sosuna eklenecektir.) Üzerine haşladığımız sebzelerin suyundan, sebzelerin üzerini geçmeyecek kadar ekleriz.
  6. Fırın kabımızın üzerini alüminyum folyo ile kapattıktan sonra 180-200 derece arasında pişmeye bırakırız. Piştiğine karar verince, folyoyu alıp, biraz da üzerinin kızarmasını sağlarız. Afiyet Olsun...

30 Temmuz 2013 Salı

Tavuklu Topalak Çorbası


            "Topalak" yuvarlak anlamına geliyor. Göcenin elimizde küçük yuvarlaklar yapılması ile oluşuyor. Göce, buğdayın iri çekilmesiyle oluşmuş, irice buğday. Ayranlı Göce Çorbası da sıkça yaptığımız çorbalardan biridir. Doğruyu söylemek gerekirse, elimde göce varken, bulgurla köfte yapmak hiç işime gelmedi. Ayrıca, göce ile yaptığınız bu küçük köfteler, kesinlikle dağılmıyor, içinde ne yumurtası var ne başka birşey. Buğdayın, kendine has yapışkanlığı gerekli birleşmeyi sağlıyor. Küçük, şirin köfteleriniz oluyor.
            İçine eklediğimiz nohut ve tavuk, çorbaya ayrı bir lezzet verdiği gibi besin değerini de artırıyor. Özellikle, çocuklar için önereceğim bu çorbayı, iftar akşamları için de misafirlerinize hiç çekinmeden sunabilirsiniz. Denemeniz dileğiyle...

Tavuklu Topalak Çorbası İçin Malzemeler:

  • 1 küçük kase ince göce
  • 1/2 tavuk göğsü (haşlanmış)
  • 1 küçük kase nohut (haşlanmış)
  • 2-3 diş sarımsak
  • 2 kaşık domates salçası
  • 2 su bardağı tavuk suyu
  • 6 su bardağı ılık su
  • 1 yemek kaşığı iri bulgur
  • 1 kaşık kavrulmuş un
  • 1 kaşık tereyağ
  • pulbiber-karabiber



Yapılışı:
  1. Çorbamızı yapmaya, göceyi yoğurup şekil vermekle başlayabilirsiniz. Göceyi yoğurma kabına alıp, içine tuz, karabiber ve bir kaşık sıvıyağ ekliyoruz. Azar azar ılık su ilavesi ile göceyi yoğuruyoruz. Nohut büyüklüğünde parçalar koparıp, küçük parmağımız yardımıyla üzerini hafifçe bastırıyoruz. Yassı şekil veriyoruz böylece. 
  2. Bir taraftan, sıvıyağ ile salçayı kavuruyoruz. İçine kavrulmuş un, tavuk suyu ve 6-7 bardak su ekliyoruz. Kaynamaya başlayınca içine, iri bulgur, tavuk eti ve nohutu ekliyorum. (Benim nohutum biraz sert idi sizinki yumuşaksa en son da ekleyebilirsiniz.)
  3. En son bu hazırladığım göce yuvarlaklarını ekleyerek, kısık ateşte pişmeye aldım. (Ara sıra karıştırarak, çorbanın suyunu kontrol ediniz, gerekirse daha ekleyiniz)
  4. Çorbamız piştikten sonra, üzerine küçük parçalara doğranmış sarımsakları, tereyağının içinde şöyle bir kavurdum, ve en son pul biber katarak, bu tereyağlı karışımı çorbaya ekledim. Afiyet Olsun...

25 Temmuz 2013 Perşembe

Yeşil Mercimekli Bulgur Pilavı yada Taşlı Pilav ile Merhabalar...




  Merhabalar Sevgili Dostlar...
                     Öncelikle geç de olsa, bütün müslüman alemine, ramazan ayının hayırlara vesile olmasını diliyorum. Rabbim bu ayda yaptığınız bütün ibadetlerinizi misliyle kabul etsin inşallah.
                    Artık üzerimden şu rehavet kalksın, tekrar döneyim istedim. Sağlığım epeyce düzeldi, mutfağa girip yemek yapabiliyorum mesela. Soğan, sarımsak ve fazla salça kullanmayarak idare ediyorum durumu.
                   19. haftaya giriyoruz hayırlısıyla. O kara günler inşallah geçmişte kaldı. Bebeğimin olacağına nihayet kanaat getirdim (bundaki kasıt, düşük tehlikesi ve sağlık sorunlarımdan dolayı her an kaybedeceğim endişesiydi). Kendimce ufak tefek eşyalar almaya, beşik vs. bakmaya başlıyorum. (Gerçi yatak, beşik bizim evde son ana kadar alınmaz. Beğenilir, bebek eve gelince beşik de öyle eve gelir. Bunun da bir hikayesi vardır aile geçmişimizde.)
                  Bu arada bebeğimizin cinsiyeti de belli oldu, oğlumuz olacakmış hayırlısıyla. Erkek bebeklerde genelde böyle sorunlar yaşanabiliyormuş. Sanırım bizde de durum böyle oldu.
                 Bu kadar haber havadis yeter. Sizleri, çok bilindik bu pilavla karşılayacağım. Kış günlerinden kalma, arşivden bir tarif bu. Ne yapalım yeni tariflerin gelmesine daha biraz var sanki... Ben bu pilavı komşumdan öğrendim. Bizim oralarda daha önce hiç yapmazdık. Benim kızlarım da et yemeyince, bakliyata ağırlık yermeye çalışıyorum beslenmelerini düzenlemek için. Bu pilav da bu çabaların bir sonucudur.
               Kalın Sağlıcakla...

Malzemeler:

  •  1,5 su bardağı iri bulgur
  • 1 adet kuru soğan
  • 2 domates
  • 1 su bardağı haşlanmış yeşil mercimek
  • 1-1,5 su bardağı tavuksuyu
  • aldığı kadar ılık su
  • tuz

Yapılışı:
  1. Soğanı küp küp doğrayıp, biraz sıvıyağda kavuruyoruz. Domatesleri rendeleliyoruz, soğana ekliyoruz.
  2. Bulguru yıkayıp, suyunu süzdürüp, soğana ekliyoruz. 
  3. Mercimeği ve arkasından tavuk suyunu ekliyoruz.Üzerini hafifçe geçecek kadar kadar ılık su ilavesi yapıyor, kısık ateşe alıyoruz.
  4. Bulgur, suyunu çekene kadar pişiriyoruz. Afiyet Olsun...

23 Mayıs 2013 Perşembe

Duaya İhtiyacım Var Dostlarım....



                   Merhabalar Sevgili Dostlar...
   Uzun bir aradan sonra, beni merak edenler var biliyorum. Yeni eve taşınmamla birlikte, sonrasında ağırca atlatılmış bir grip, sonra bilgisayarda problemler vs derken, bütün bunları unutturacak bambaşka bir  gündemle başbaşa kaldım.
   Ailemize yeni bir bireyin katılacağı haberini alınca ilk düşündüğüm şey bu kadar içtiğim ilaçlar oldu. Sonrasında diğer hamileliklerimde de yaşadığım o berbat bulantılı günleri en ağırından yaşadım ve yaşıyorum halen.
    Neyse, geçer diye bekliyorken bu kez, kahverengimsi lekeyle uyandım geçen gün. Karın ve bel ağrıları, doktorlar falan...
     Durumum bebeğimin düşme ihtimalinden, bulantılarımının ve ağrılarımın artacağı ve rahime birleşik bir minyon  haberinden derken liste uzadı gitti.
     Doktorum daha iyi araştırılır düşüncesiyle üniversite hastanesine gönderdi. Bakalım oradan ne sonuç çıkacak. Umarım haftalardır yaşadığım bütün bu zahmetlere değer ve netice güzel sonuçlanır. Dualarınızı bekliyorum. Kalın Sağlıcakla...

18 Nisan 2013 Perşembe

Bir Kahvaltı Sofrası Ve Çerkeş Loru


               Merhabalar Sevgili Dostlar...
Nihayet taşınma, yerleşme işleri yoluna girdi. Ardından bu yorgunluğun üzerine ağır bir grip atlattık. Halen hastalığın izlerini taşıdığımız halde, normal hayatımıza döndük çok şükür. İlk kahvaltımızı da yaptık yeni evimizde. Masada pek bir emek isteyen şeyler yer almadı malesef. Tombul Tarifler'in o zorlu tarifleri henüz evimizde yerini almadı. Bu boşluğu bir peynir çeşidi ile kapatalım istedim ben de.

              Çerkeş loru, kayınvalidemin köyden yaptırtıp getirdiği bir peynir türü. Kızartılarak da yeniyor, kaşar gibi rendelenerek yeniyor. Fazla bir kokusu yok. Yuvarlak ve çok sert olan bu peynir, bir gece önceden, suyun içinde alınıyor. Böylece hem fazla tuzundan kurtulmuş, hem de peyniri kesebilecek hale getirmiş oluyoruz. Yöresel olması açısından paylaşılmaya değer buldum. Türkiye, peynir çeşitleri bakımından oldukça zengin bir ülke. Birçoğundan haberimiz bile yok malum.

               Tarif falan yok bugün. Hatta bugünlerde de gelmeyebilir yeni tarifler. Benimkisi, bir seda vermekti sadece. Bilgisayardan uzak olduğum şu günlerde, bu durum bir süre daha devam edeceğe benzer. Ben masadakilerin resmini çekerken, küçük kızımın masada çıkan görüntüsünü de paylaşmadan edemedim. Zavallım, bütün blogger çocuklarının yaşadığı o tatsız anları yaşıyor.
              Hepinizi çok özlediğimi söyleyerek, şimdilik benden bu kadar diyorum. Kalın Sağlıcakla...

30 Mart 2013 Cumartesi

Elmalı Bisküvi - Bengisu'nun Doğum günü ve Kısa Bir Mola


                 Merhabalar Sevgili Dostlar...
Ev taşımam sebebiyle kısa olacağını umduğum bir süre, sizlerden ayrı kalacağım. Yerleşmem, interneti bağlatmam vs. ne kadar sürerse, o kadar uzayacak ayrılığım. Tez zamanda görüşürüz inşallah.
                  18 Mart günü küçük kızım Bengisu'nun doğum günü. Ablası gibi, onun da doğum gününü, ana sınıfında kutlamayı planlıyorduk. Fakat bu okulda doğum günü kutlanmıyormuş. Son günde bunu öğrenince, alel acele, bir ufak masa hazırladım. O günün menüsünde pırasa dolması ve haşlanmış patateslerim vardı. Pırasa dolması, mecburen masada yerini aldı. Haşlanmış patatesten patates mantısı yaptım. Çocukların sevdiği sigara böreği ve makarna salatası da onların tercihlerine göre hazırlandı. Cevizli çörek ise uzun zamandır yapmayı düşündüğüm bir çörek çeşidi idi.( Bunun üzerinde biraz daha çalışmalıyım ) Babamız da pastayı hazır alıp geldi ki öğle Bengisu okula bırakıldı, akşama geldiğinde masamız hazırlanmıştı. Neyse ki bu sefer de bir şekilde yetiştirdik. İnşallah bir daha ki sefere, pastayı özellikle kendim yaparım.
             Masada bence en güzel şey, bu elmalı bisküvilerdi. Bu tarifi ben Dilek 'ten aldım. Petibör bisküvilerle yapılan bu tatlı, hem yağsız, hem de  meyveli. Ayrıca çok kısa sürede hazırlanıyor. Bence en iyi tarafı ise tadı. Mutlaka denemelisiniz. Bana teşekkür edeceksiniz...




Elmalı Bisküvi için malzemeler:
  • 3 yumurta
  • 2 çay bardağı şeker
  • 2 çay bardağı un
  • 1 paket petibör bisküvi
  • 3-4 elma
  • 1 çay bardağı fındık
  • tarçın
  • 1 portakal kabuğu rendesi
  • 1 paket kabartma tozu
  • üzeri için pudra şekeri

Yapılışı:
  1. Bisküvileri, yağlı kağıdın üzerine, bir sıra halinde dizin.
  2. Yumurta ve şekeri çırp, iyice beyazlaşsın. Üzerine un ve kabartma tozunu birlikte ekle. Portakal kabuğunu ekle, karıştır. 
  3. Elmalı soy, dilimle, bisküvilerin üzerine bir sıra halinde diz. Bisküvilerin üzerine, iri kırılmış fındığı serp ve tarçın serp. 
  4. Hazırladığın yumurtalı harcı elmaların üzerine dök.
  5. Önceden ısıtılmış fırında 170 derecede 30 dakika pişir. Fırından çıkınca biraz beklet üzerine pudra şekeri serp. Afiyet Olsun...

          Ve işte küçük kurbağam için hazırladığım masam. Kusurlarım affola arkadaşlar. Hepinizi Allah'a emanet ediyorum.

Sizleri Seviyorum Kuzularım. İyi ki Varsınız...