..

15 Mayıs 2012 Salı

Çilekli Parfe (Sütsüz)


                     Merhabalar Sevgili dostlar, bugün sizlere biraz mozaik pasta şeklinde, biraz parfe tadında bir soğuk tatlıyı paylaşacağım. Bu yine kendi bulduğum tariflerden biri. Eşim kremşanti yemediği için, içinde kremşanti olan bir tatlıyı da yediremiyordum. Fakat bu soğuk tatlıyı yedi. Kremşanti tadı çilek püresi ile karışınca, onu rahatsız etmedi.
                    Sıcak yaz günlerinde, yada çileğin bulunduğu şu dönemde, denenebilecek güzel bir tarif çıktı ortaya. Tek sorun çok soğukken yerseniz, boğazınız ağrıyor, bilginize :)
















Malzemeler:
  • 2 su bardağı robotta çekilmiş çilek püresi
  • 2 sade kremşanti
  • 1 paket petibör bisküvinin 3/4 kadarı
  • 1/2 çay bardağı kuş üzümü
  • 1 çay bardağı ikiye kırılmış fındık









Yapılışı:
  1. Çilek püresini derin bir kaseye alıyoruz içine, kremşantileri katıp blendırda karıştırıyoruz. (Süt koymadan sadece kremşanti ve çilek püresini karıştırıyoruz)
  2. Bisküvileri kırıklayarak ekliyoruz ve fındık, üzüm, vanilini de ekleyip karıştırıyoruz.
  3. Derince bir kaseye alüminyum folya sarıp içine karışımı katıyoruz ağzını kapatıp, buzluğa kaldırıyoruz. Yeterince soğuyunca afiyetle yiyoruz. İşte bu kadar basit...

13 Mayıs 2012 Pazar

Falafel - Nohut Köftesi (Hem de 5 dakikada)

                      
                             
                          Merhabalar Sevgili Dostlar. Haftanın bu ilk pazartesinde, sizlerin mutlu, iyi bir hafta geçirmenizi dilerim. Dün malum Anneler Günü idi. Benim ufaklıklar da kendilerince birşeyler yapmışlar.
                          İzgi sınıfta arkadaşının sattığı bir örgü kırmızı gül almış. Bütün hafta çantasında, bana hissettirmeden taşımış, saklamış. Kardeşini de örgütleyip, ikisi de ayrı ayrı resimler yapmışlar. İzgi bir de bana çok güzel bir yazı yazmış. Her zaman çirkin olan yazısı, bu kez güzeldi. Belli ki yazıyı güzel yazmaya çok uğraşmış. Ayrıca anne sana bir de şarkı söyleyeceğim dedi. Ben de onu dinledim, sarıldım, teşekkür ettim.
                        Bu arada küçük kızım baktım bir kenarda ağlıyor.Neden ağladığını anladım tabi. Ablası ona, yazı ve şarkı ile fark atmıştı. Onu kucağıma alıp " -Sen yazı yazamıyorsun, ama eminim bana duygularını anlatabilirsin." dedim. Kucağıma aldım ve kulağıma benim hakkımda düşündüklerini paylaşmasını istedim. O da dilinin döndüğünce "-Annecim ben seni, şöyle seviyorum, sen benim canımsın...." gibi sözler söyledi. Sonra onunla birlikte; Benim annem güzel annem, beni al kollarına... şarkısını söyledik.
                     Küçüğün de gönlünü yapınca, aldıkları hediyeleri de açtım. Her biri ayrı ayrı küçük mutfak eşyaları almışlar. Biri pasta altlığı, bir diğeri ise kadeh bardak takımı almış. "Ne mutlu bana ki böyle tatlı çocuklarım var, çok şükür Allah'ım."  diyerek geçti bütün günüm.


                         Yukardaki falafele gelince, önceden yapılmış bir yemekti. Beş dakikada hazırlayabileceğiniz bir köfte bu. Lübnan'da büyük baş hayvanların salgınla öldüğü yılların birinde, insanlar köfte arayışında iken buldukları bir yemek. Nohut yemez çocuklara da denenebilir. Çook nefis diyemiyeceğim, gerçek köfte tadında değil tabi.(Bunu etsever biri olarak söylediğim nasıl da her halimden belli) Vejeteryanlar da tercih edebileceği gibi, çabuk bir şekilde misafirlere tabak yoldaşı  olarak da hazırlanabilir. Pratikliği açısından tavsiye ederim, tabi şekli bakımından da. Bakar mısınız nasıl da top top oldular...

Malzemeler:
  • 1,5 su bardağını biraz geçkin haşlanıp soyulmuş nohut (kabuklarını soymak zorunda değilsiniz)
  • 1/4 demet taze nane
  • 1/4 demet dereotu
  • 1 tatlı kaşığı dolusu kişniş (taze kişniş bulabilirseniz bunu kullanmak makbul)
  • 1/2 tatlı kaşığı kimyon
  • 1 büyük soğan
  • 2 yumurta
  • 4 kaşık galeta unu(isterseniz ince bulgur kullanabilirsiniz. Ben pratiklik açısından galeta unu tercih ettim.)
  • 1 yemek kaşığı tahin
  • 2 çay kaşığı tuz
  • 4-5 diş sarımsak
  • 1 çay kaşığı kabartma tozu (tepeleme)

Yapılışı:
  1. Mutfak robotunuzun haznesine, nohutu, yıkanmış nane, dereotu, kişniş, kimyon, 8'e bölünmüş kuru soğan, kabukları soyulmuş sarımsak, tahin, tuz hepsini katıp çekiyoruz.
  2. Ben ince çektim ama siz biraz dişe dokunur çekerseniz böyle daha çok seviliyor. Ayrıca  isteğe göre ince bulgurla da yapılabileceğini belirtmek isterim. Fakat ben pratiklik açısından bununla uğraşmadım.
  3. Robottaki malzemeyi karıştırma kasesine alıp, içine 2 yumurta, kabartma tozu, galeta unu ekleyip biraz yoğuruyoruz. Küçük toplar olarak şekil veriyoruz.
  4. Bir taraftan da yağ tenceremizi ısıtıyoruz. Elimizle şekil verdiğimiz köfteleri atıyoruz. Dikkat edin çok çabuk pişiyorlar. Alt üst edip peçete serilmiş bir tabağa alıyoruz. Yapısı gereği fazla yağlı olmuyor. Yeşilliklerle yiyoruz. Aslında  humus ile tercih edilirmiş ama her zamanki gibi tercih sizin...Afiyet Olsun...

12 Mayıs 2012 Cumartesi

Çilekli Puding (Ev Yapımı) ve Anneler Günü





                         Sene 1999, o zamanlar yüksekokul öğrencisiyim. Bir tatil dönüşü, babam beni otomobille, Bilecik otogarına bırakmaya gidiyor. Ordan Bolu otobüsüne binip, okula gideceğim. Ama daha okula başlayalı çok olmamış. Annemden ayrılalı çok olmamış. Yeni yeni alışıyorum okula ve evden ayrı bir yerde kalmaya.
                        Otomobilde o zamanların meşhur bir şarkısı çalıyor, Annem Annem...
Şarkı sözleri şu şekilde:

Bu gurbetin geceleri
Soğuk olur çekilmez
Yalnızların ne derdi var
Yaşamayan bilemez
     Annem annem
     Ben ne günler gördüm
     Annem annem
     Ben ne acılar çektim
     Annem annem
     Çok yalnız, üzgünüm
      Annem annem
Üşüyorum,   kimler sarsın beni
Özlüyorum,  kimler sevsin beni
Arıyorum, şimdi nerelerdesin annem annem...

                    O zaman bu şarkı ne kadar anlamlı ve ne kadar acıklı gelmişti.(Gerçi bende bıraktığı etkisi hâlâ daha devam ediyor, hâlâ severek buruk bir hüzünle dinliyorum) Bir başladım ağlamaya, otobüs garına gidene kadar sürekli ağladım. Ben öyle barıl barıl ağlayamayan biri olaraktan, sessiz sessiz, usul usul, ağladım...
                   Güya babama göstermiyeceğim, ama o da görüyordu. İkimiz de, hiçbir şey söylemeden, öylece yolculuk ediyorduk.

                   Yine bir anneler gününde, yine annemden uzak, yine gurbette, yine buruk bir anneler günü geçiriyorum. Ve bu satırları yazarken de, ağlıyorum. Çok özlemişim seni anne. Her ne kadar uzakta olsak da biliyorsun ki hep kalbimdesin. Benim vefakar annem. Seni Seviyorum ve Anneler gününü buradan da kutluyorum.Var ol annem...
  

                       Gelelim kendi anneliğime. Küçük kızım Bengisu, geçenlerde yaptığım kabaklı muhallebiyi, yesede, "Anne keşke buna kabak yerine, çilek katsaydın." dediğinden beri aklımda idi. Çilekli, ahudulu vb hazır malzemeleri mümkün olduğunca kullanmıyorum artık. " Neden olmasın ki" dedim. Pekala da evde çilekli puding yapılabilirdi. Kendi kafama göre pişirdim, kotardım. Rengi gerçek pudinglerinki kadar canlı olmasa da (ki isteseydim onu da yapay şeylerle renklendirebilirdim ama doğal ve ev usulü olsun istedim) tadı ve aroması yönünden bence pek de güzel oldu. Bizim ufaklıklardan da tam not alınca sizlerle buluştu.
                      Tarife geçmeden önce, Bütün annelerin Anneler Günü'nü kutluyorum. İyiki Allah dünyaya anne gibi bir melek göndermiş. Gününüz kutlu olsun Anneler...

Şimdi gelelim tarife: 3 su bardağı süt, 3/4 su bardağı şeker, 1,5 yemek kaşığı un, 1,5 yemek kaşığı nişasta,1 kaşık tereyağ, 1 paket vanilin. Çilekli Sos İçin: 1,5 bardak robotta çekilmiş çilek püresi, 3/4 bardak şeker, 1/2 yemek kaşığı nişasta.Üzeri İçin: Fındık kırığı

Yapılışı:
1) Püre halindeki çilekleri, küçük bir tencereye alıp, üzerine şeker  ve nişasta ekliyoruz, pişiriyoruz.
2) Sütü bir tencereye alıp, içine, şeker un ve nişastayı katıp iyice çırpıyoruz ve ocağa alıyoruz. Başında durarak, kıvamı gelinceye kadar pişiriyoruz.
3) Muhallebi şeklinde olanı ocaktan indirince içine bir kaşık tereyağ ve vanilini ekleyip iyice karıştırıyoruz. Çilekli karışımı da katıp biraz daha çırpıyoruz.
4) Islatılmış kaselere birer kepçe koyarak, soğumaya bırakıyoruz. Soğuyunca üzerine fındık kırığı koyarak, dolaba kaldırıyoruz.



10 Mayıs 2012 Perşembe

Çilek Şerbeti (Lohusalar ve Emziren Anneler İçin)



                                                   Limon Ağacı Hikayesi
              Bir bahçede iki limon ağacı varmış. Bu limon ağaçlarından birisi oldukça heybetli, diğeri ise nispeten daha küçükmüş. Sahibi büyük olan ağaca daha çok limon yapıyor diye daha güzel bakarmış. Bolca sular ve çapalarmış. Halbuki küçük limon ağacına ise zoraki yapar, birinde sulasa bir diğerini "Nasılsa kuruyacak, boş yere uğraşmanın gereği yok." dermiş.
             Bir gün uzak diyarlardan birinden çok güzel çiçek tohumları, rüzgara takılmış , limon ağaçlarının olduğu bahçeye gelmiş. Heryer parsellendiği için sadece limon ağaçlarının dibinde boş toprak varmış. Önce büyük ağaca gitmişler, toprağa düşüp, çiçek açmaları için onun dibinde yer istemişler. Ama büyük ağaç, büyüklüğünün ona verdiği kibirle, onları reddetmiş.
             Küçük ağaç ise, kendi rızkını verenin onun kurumasını istemezse kurumayacağını düşünürek, bu yeni misafirleri kabul etmiş. Böylece kısa sürede toprağa düşen çiçek tohumları rengarenk, mis kokulu çiçekler oluvermişler. Sahibi ise bir gün bahçeye geldiğinde bakmış bu güzel kokuların geldiği yöne. Güzel çiçekleri görünce içi gitmiş. Her gün gelip bu çiçekleri sulamaya ve en iyi gübrelerle beslemeye başlamış.
             Böylece bizim cılız limon ağacı çiçeklerin sayesine iyice beslenmiş, ta dipteki köklerine kadar güçlenmiş. Kısa sürede bahçenin en büyük ve heybetli ağacı oluvermiş...  

           
               Hikayemizdeki gibi, birbirine yardımcı olarak büyüyen, gelişen dostlar ve dostluklar bulmak dileğiyle Hayırlı Cumalar Herkese... Cumanın bereketi üzerinize olsun inşallah.
               Limon ağaçlarının hikayesine benzemez ama ben de günün anlam ve önemine riayeten, arkadaşım için yaptığım çilek şerbetini paylaşacağım bugün. 
              Doğum yapan komşumdan bahsetmiştim sizlere. İşte o arkadaşımın ikiz bebekleri oldu. Sütü yetmez endişesiyle evde 1 kg çilekten yaptım bu şerbeti. Sütü artırmak için yapılan bir şerbet. Ama açıkçası ben bu şerbeti içince, kendim de evde, çocuklar için yapmaya karar verdim. Gerçekten çok güzel. Ben her ihtimale karşı içine karanfil koymadım, ama lohusa şerbetinde olduğu gibi o da eklenebilir. Sadece kök tarçın kullandım, arkadaşım da beğendi tadını. Denemek isteyen olursa, tam da mevsimi gelmişken serin serin ne hoş olur...


Malzemeler:
  • 1 kg çilek
  • 2 kg içilebilir su
  • 1 büyükçe su bardağı şeker
  • 1 kabuk tarçın
  • İsteğe göre 3-4 tane karanfil(Ben koymadım)

Yapılışı:
  1. Çilekler yıkanıp temizlenir tenceyere su ile birlikte konur.
  2. Su kaynamaya başlayınca içine tarçın ilave edilir.Karanfil koyacaksanız bu esnada koymalısınız.
  3. Çileklerin rengi beyazlaşıncaya kadar kaynamaya devam edilir.
  4. Çilekler beyazlayınca şekeri ilave edilir. Bir miktar da bu şekilde kaynatılarak. Süzgece alınır.
  5. Cam bir sürahiye soğuması için bırakılıp, soğuyunca içime uygun hale gelir. Afiyet Olsun...

9 Mayıs 2012 Çarşamba

Browni (Cevizli-Kahveli)


                    Çikolata herhalde bu dünyada herkes tarafından sevilen çok nadir şeylerin başında gelir. Kokusu bile mutluluk hormonunu  (endorfini) harekete geçirmeye yetiyor. Antioksidan deposu ayrıca kalsiyum ve fluorid bakımından zengin... Saymakla bitmiyor son olarak bağışıklık ve üreme için faydalı olan demir ve çinkoyu bol oranda içeriyor Muş. Neymiş efendim fazla çikolata sadece kilo olarak değil de küçük bir bebek olarak da dönebilir Miş. Hanımlarımızın dikkatine :)
                   Neyse bu kadar geyik yeter. Hani şarabın yada sigaranın birkaç yararı yerine birçok zararı olur ya, öyle demeyelim ama benzer biraz... Bir parçası iyi fakat gerisi gelmeyince iyi, tabi kendini tutabilirsen...                       
                   "  Ne alaka Elif, bu kadar çikolatadan bahsedip te sanki çikolata yaptın." diyenleriniz olabilir haklı olarak. Sebebi ise çok basit: Browni bende çikolata çağrışımı yapıyor.Ne zaman canım yoğun çikolata tadı çekse, aklıma browni yapmak geliyor.Kekten daha fazlasını arayanlara, çocuklara,büyüklere önerilir. Kahveli yaptım ben bu sefer. Fazla söze ne hacet. Tarifi vereyim gitsin :)
                  Tarif buradan alınmıştır.



Malzemeler:
  • 3 yumurta
  • 1 su bardağı toz şeker
  • 1 su bardağı ceviz
  • 100 gram bitter çikolata
  • 125 gram tereyağ
  • 2 çorba kaşığı granül kahve
  • 1 çorba kaşığı kakao
  • 1 paket kabartma tozu
  • Aldığı kadar un
Üzeri İçin:
  • 1 yemek kaşığı tereyağ
  • 80 gram bitter çikolata
  • 1 kaşık şeker
Yapılışı:
  1. Tereyağı ve çikolatayı benmari usulü erit.
  2. 3 yumurta ve şekeri iyice çırp. Tereyağ karışımı biraz bekletip yumurtalara ekle.
  3. Kahve, kakao, kabartma tozu, 3 yemek kaşığı un kat, karıştır. Kıvamına göre unu azar azar eklemeye devam et. En son içine cevizleri ekle.
  4. Kelepçeli kalıbın altına yağlı kağıt ser. Önceden ısıtılmış fırında pişir. Biraz beklettikten sonra, kelepçeli kalıptan çıkar.
  5. Aynı şekilde üzeri için malzemeleri benmari usulü eritip, sıkma kalıbıyla browninin üzerine çikolata ile süslenir. Afiyet Olsun...

7 Mayıs 2012 Pazartesi

Balkabaklı Mısırunlu Sütlü Tatlı (Glutensiz Beslenenler İçin)

                  
                                 
                             1 Mayıs'ta komşum doğuma gitti. Kızlarını da bana göz kulak olmam için tembihledi. Anneleri doğumda olan bu minikler için, akşamdan hazırladığım  tatlıydı, Mısırunlu Sütlü Tatlı.
                             Küçükken kızıma mama hazırladığım zamanlarda, bazen mısır unuyla muhallebi yapardım. Aklıma ordan düştü aslında. Mısır unu yapısı gereği yumuşak bir un. Genelde balıklarda kullanmaya alışık olduğumuz bu tadı bizimkiler de yadırgamadılar değil.
                              Yayınlayıp yayınlamamak konusunda tereddütler yaşadım ilk önce. Sonra düşündüm ki, glutensiz beslenmek zorunda kalan (çölyak hastalığı gibi)  hastalar var. Belki onlara göre bir tarif olabilir yada fikir verebilir.
                             Neden balkabağı dediğinizi duyar gibiyim. Birincisi akşam akşam verdiğim bir karardı sütlü tatlı yapmak ve elde hali hazırda yapılmış bir kabak tatlısı vardı. İkincisi, buzluktaki stokları tüketme çabası diyebilirim. Bunun açıklaması ise; ben daha önce yaptığım, artan kabağın fazlasını buzluğa kaldırmıştım. Şimdi artık bu buzluktaki sebzeleri, meyveleri tüketme konusunda hummalı bir çabaya giriştim.Bir gün önceden hazırlamış olduğum balkabağı tatlısını, muhallebinin tabanına koymak aklımda yoktu. O an ortaya çıktı. Buzluklar boşalsın ki yeni tazeliklere yer açılsın öyle değil mi?





Malzemeler:
  • 1 kg süt
  • 2 kaşık mısır unu
  • 3 kaşık pirinç unu
  • 1 su bardağı şeker
  • 1 tatlı kaşığı dolusu tereyağ
  • 1 paket şekerli vanilin
  • Üzerini süslemek için ceviz
  • Tabanına koymak için istediğiniz bir meyveli yada çikolatalı tarzı bir tatlı









Yapılışı:
  1. Sütü tencereye alıp içine mısır unu, pirinç unu ve şekeri katıp karıştırıyoruz.
  2. Ocağa alıp başında durarak sürekli karıştırıyoruz. Koyu kıvama gelince içine tereyağ katıp karıştırıyoruz. İndirdikten sonra vanilin katıyoruz.
  3. Kaselerin tabanına robotta çekilmiş balkabağı tatlısını (yada herhangi başka bir malzemeyi ) 1 kaşık koyup, üzerini düzleştiriyoruz.
  4. Sütlü tatlımızdan bir kepçe alıp kaselerin üzerine ekliyoruz. En üstünü istediğimiz bir malzemeyle süslüyoruz. (Ceviz uygun olacaktır bence, benim evde yoktu ben fıstık kullandım.)
Not: Tatlıyı bir gece buzlukta bekletmekte yarar var. Afiyet Olsun...

                         

Fındıklı - Muz Tadında Kurabiye

                           
                              Mutlu haftalar Sevgili Dostlar. Geçenlerde kızlarımla kurabiye yaptım demiştim hatırlarsanız. İzgi Baharatlı Tuzlu Kurabiye yapmıştı. Yukardaki tatlı kurabiye ise Bengisu'nun yaptığı.
                                Kurabiye, biraz sert, fakat taş gibi de değil. İçindeki fındıklar çok yakışsa da kurabiyeye asıl tadını veren hamuruna eklediğim muzlu puding. Yerken, arkadan arkaya nefis bir muz aroması hissedeceksiniz. Mutlaka deneyin derim. Kahvenizin yanına iyi eşlik edeceği şüphesiz...


Malzemeler:
  • 1/2 margarin (Oda sıcaklığında)
  • 1 su bardağı pudra şekeri
  • 2 yemek kaşığı hazır muzlu puding tozu (tepeleme)
  • 1/2 su bardağı fındık (irice kırılmış)
  • 1 yumurta
  • 2 yemek kaşığı sıvıyağ
  • 1 vanilin
  • 1 çay kaşığı kabartma tozu (tepeleme)
  • 11 yemek kaşığı un (tepeleme)
Not: Unu koyarken son iki kaşık kala azar azar eklemenizi tavsiye ederim. Hamurun yumuşaklığına göre son iki kaşığa karar verebilirsiniz.




Yapılışı:
  1. Margarin, pudra şekeri, sıvıyağ, yumurta çırpma teliyle iyice çırpılır. Tabi bunu elinizle de yapabilirsiniz.
  2. İçine puding, vanilin, kabartma tozu, fındık eklenir ve 9 kaşık un eklenir. Sonrası elimizle hamuru yoğurdukça eklenir ki fazla katı olmasın
  3. Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparılır ve yağlı kağıt serili bir tepsiye yuvarlatılarak konulur. Bunu hamur bitene kadar devam ederiz. Kurabiyelerin üzerine çatalla hafifçe bastırırız.
  4. Buzdolabına kaldırırız. 15 dakika buzdolabında tepsiyle tutarız. Önceden ısıtılmış fırında hafifçe kızarana kadar bekletiriz. Tepsiyi çıkarınca soğumasını bekler öyle kaldırırız.Afiyet Olsun...

2 Mayıs 2012 Çarşamba

Zerdeçallı Armut Marmelatı ve Ödüllerim


                             Merhabalar sevgili dostlar. Bugün bir sürü hediye aldım sevdiğim arkadaşlardan.

Öncelikle Sevgili Bir Kase Lezzet  Bana çok yönlü blogger ödülü vermiş. Kendisine teşekkür ediyorum. Sevgili Yaz Yağmurları... 'nın ödülünü de aldım kabul ettim. Kendisine teşekkür ediyorum. Sevgili PaSaSofraM  beni Çok Yönlü Blogger ödülüne layık görmüş. Kendisine çok teşekkür ediyorum. Yine Ardaşlarımdan SevgiliAmak_ı Hayal çok yönlü blogger ödülüne layık görmüş. Kendisine teşekkür ediyorum. Sevgili Özlemden bana çok yönlü blogger ödülünü vermiş. Kendisine teşekkür ederim. Sevgili Mutfaktaki Acemi arkadaşım da beni ödüle layık görmüş. Kendisine teşekkürlerimi bildiriyorum. Hepsine çoook teşekkür ediyorum ve  çook sevgiler gönderiyorum.
                         Daha önce hayatımdaki 7 gerçek Sorusunu burada cevaplamıştım. Ve benden de bütün sevdiğim dostlarıma ve bu postu okuyan herkese gelsin. Bütün isteyenler cevaplandırsın.
                         Ve gelelim bugünkü tarifimize;  aldığım armutları eve geldiğimde ezilmiş buldum. Hemen buna bir çare bulmak lazım diyerek, ezilen armutları ayırdım, marmelat  yaptım. Daha önce de bahsettiğim zerdeçalı da armut marmelatını renklendirmek için kullandım.
                            Armutlar takriben, 1,5 kg kadardı. Ben yine de sizler için tam ölçtüm. İçine kattığım karanfilleri büyük kızım beğenmedi. Fakat küçük olanı bayıldı. Zevk sizin...



Malzemeler:
  • 4 su bardağı armut rendesi
  • 1 su bardağı su
  • 2 su bardağı şeker
  • bir tutam karanfil (isteğe göre)
  • 1/2 tatlı kaşığı zerdeçal
  • 1 küçük limonun yarısı







Yapılışı:
  1. Armutların kabukları soyulup rendelenir. Tencereye alınır ve üzerine 1 bardak su eklenir.
  2. İlk anda başında durmakta yarar var, dibi tutmasın diye, sonra armutlar suyunu salınca kaynatılacak.
  3. Kaynamaya başlayınca içine karanfil ve şekeri eklenecek. Böylece daha da kaynatılacak. Her zamanki şeker marmelat pişirme tekniğine göre pişirilecek. (Bu süre armutların sululuk miktarına göre değişebilir.)
  4. Siz bir kaşığı marmelata koyun karıştırın ve havaya kaldırıp bakın en son damlanın düşmesi yavaşlamışsa olmuş demektir. Biraz da soğuyunca koyulaşacağını düşünüyoruz.
  5. İndirmeden önce limon suyunu ve zerdeçalı ekliyoruz. 4-5 dakika kadar daha ocakta tutup alıyoruz. Sıcakken kavanoza dolduruyoruz. Soğuyunca kapağını kapatıp dolaba alıyoruz. Afiyet Olsun...

1 Mayıs 2012 Salı

Peynir Yapımı


                            Evet Sevgili Dostlar. Sonunda bu da oldu. Evde peynir yaptım. Yağlı 5 kg süt buldum. Peynir mayası aldım. İlk peynirimi yaptım. Nasıl keyif alıyor insan kendi yaptığı peyniri yiyince. Bu güzelliği hepinizin tatmasını öneririm şiddetle.
                           Peynir kahvaltının , böreklerin, çeşitli hamurişlerinin vazgeçilmezi... Nasıl ortaya çıktığı konusunda çeşitli rivayetler olsa da , en bilineni ve kabul göreni; 8000 ila 10 000 yıl önce, Mezopotamya'da İndus vadisinde hayvan güden çobanlarca yapıldığı. İlk zamanlar peynir, zengin yiyeceği imiş. Babil 'de peynire soyluların yiyeceği olarak bakılır, Tevrat'ta ise "kahramanların yiyeceği " olarak bahsedilirmiş. Evet yanlış duymadınız, şimdi peynir - ekmek diye küçümsediğimiz bu ikili, malum zamanlarda mayalama teknikleri bilinmediği için sadece  tapınaklarda yapılıyor, zengin  kesim tarafından tüketilebiliyormuş.

                         Fransa, Hollanda gibi ülkeler peynir konusunda çok iddialı olup, dünyaca ünlü peynirler üretip bunları tanıtmayı başarmışlar. Örneğin; mozzarella, gravyer, rokfor, parmesan gibi peynirleri sürekli almıyor olsak da duymayanınız yoktur. Fakat ben daha önce de belirttiğim gibi Türkiyenin peynir çeşitliliğini de çok gelişmiş olarak buluyorum. 200 çeşit peynire sahip olan ülkemizin sadece 5 tanesi ülke adına tescillenmiş durumda. Bunlar ise; Erzincan tulum peyniri, Ezine peyniri, Edirne beyaz peyniri, Erzurum civil peyniri ve hellim. Bizim her yörenin, ayrı bir peyniri olmakla beraber, dünyanın en iyi peynirleriyle yarışabilecek peynirlerimiz de mevcut. Hatta öyle ki, bu saydığımız peynirlerin yerine kullanılabilecek ve onları aratmıyacak olduklarını düşünüyorum.


                                 Bakar mısınız şu güzelliğe... Bir de tatsanız. Hele bir de "Bunu ben yaptım " mutluluğu yok mu?
                                 Peynirin mayalanması konusunda bu kez acemiliklerim olmadı değil. Öncelikle evde maya yoktu. Ben sütü kaynattım ve bir gece bekledi kaynamış süt. Sonra ertesi gün sütü ılıttım, ve anneme sorup maya ölçüsünü aldım. Süzmek için, yoğurt süzdüğüm beyaz tülbenti kullandım. Ve asacak yer bulamadığım için, mutfaktaki çeşmeyi kullandım. Altına bir leğen koyarak, buradaki çeşmeye astım. Elimde sürekli sıvazladım suyunun çıkmasına yardım ettim. Sonra elimde yuvarlayarak, üzerine bir tepsi ve onun üzerine 5 kg su bidonu koydum.  Böylece süzdü. Fakat bir hata yapmışım, arada bir kaldırsaydım tekrar yuvarlasaydım, daha kalın dilemlerim olabilirdi. Benimkiler biraz ince oldu.
                                  Bir de küçük bir hatırlatma yapmadan edemiyeceğim. Peynir alt suyu çok yararlı bir su olduğu için, bunu börek, çörek, ekmek yapımında kullanın derim.

Malzemeler:
  • 5 kg süt
  • 1 tatlı kaşığı peynir mayası
  • Süzmek için beyaz tülbent
  • Tuzlamak için yeteri kadar tuz

Yapılışı
  1. Sütü iyice kaynattım.( Aslında peynir yapımında sütü tam kaynatmamak gerektiğini biliyorum fakat, ben sütü aldığım yeri tam olarak bilemediğimden emin olmak istedim.Bu seferlik kaynattım.)
  2. Siz sütü ılınması için bırakın. Süt ne soğuk ne sıcak olmalı. Ben derece falan kullanmadım, fakat küçük parmağım ile test ettim. Parmağımı yakmayacak, birazcık da ılık olacak. Nasıl diyeyim,  süt inekten yeni sağılmış gibi olacak sıcaklığı.
  3. 5 kg sütün içine (kaynamamış hali bu miktar idi, tabi kaynayınca azaldı), 1 tatlı kaşığı maya kullandım.
  4. Mayayı karıştırıp, tencerenin ağızını kapatın. Ben tezgahın üzerinde tuttum. Çok serin olmaması mayalanma işlemini kolaylaştıracaktır.
  5. Sütün üzerine sarı suyu biriktiği ve beyaz kısmı çatlak çatlak olup, tabaka halini aldığı zaman, tülbente alabiliriz. Altına bir leğen koyup, bütün tencereyi döküyoruz, tülbentin üzerine.Kenarlarından tutup sıkıca uçlarını büküyoruz. İyice bükün ki süzmesi kolay olsun.
  6. Daha sonra, tülbentin altına başka bir boş leğen koyup tezgahtaki çeşmeye astım. Siz biraz yüksekçe başka bir yer bulursanız oraya asın.
  7. Yeterince süzünce sırada tülbentin ucunu büküp altına alıyoruz. Üzerine tepsi kapatıp içine 5 kglık dolu su bidonunu koyuyoruz.
  8. Böylece süzmesini bekliyoruz. Benimki sabaha kadar durdu.
  9. Tülbentten çıkarınca, peyniri dörde bölüp her tarafını iyice tuzluyoruz. Bir kaba alıp buzdolabına kaldırıyoruz. Afiyet Olsun...

Keten Tohumlu Bahar Ekmeği


                        Hani bazen mutfakta işler ters gider. Birden nasıl olduğunu anlamadan elinizde hazırladığınız malzemenin bir işe yaramadığını düşünürsünüz.
                        İşte böyle günlerin birini yine yaşadım geçen gün. Nasıl mı oldu bu karışıklık? Anlatayım.
                        Benim bir beyaz kaplı defterim vardır. Mutfakta birşeyler yaparken mutlaka masamda durur bu defter. Ben ne kadar malzeme katarsam, onu not ederim bu deftere. Bazen de internetten aldığım tarifleri buraya not ettiğim olur. Lezzet Dergisinden Keten Tohumlu Bahar Çöreği'nin tarifini buraya yazmıştım.
                       Mutfağa geldim başladım malzemeleri kaseye eklemeye. Bir yandan okuyorum, bir yandan da malzemeleri karıştırıyorum. Birden bir şey dikkatimi çekti. " Maya yoktu sanki bu tarifte. Aman Allah'ım nasıl yaptıysam artık, bir altta yazılı olan tarifin malzemelerini koymuşum. E ne olacak bu kadar malzeme dökülmeyecek ya. Hem bazen böyle durumlardan çok güzel şeyler ortaya çıkabiliyor. Örnek kremşantili sultan lokumum mesela." gibi düşünceleri hızla geçirip aklımdan değiştiriyorum tarifi.


                      Ve böylece çörek, ekmeğe dönüşüyor. Kocaman, heybetli bir ekmek oldu bu. Hamuru ikiye ayırmayı yada şeklini de küçük çörek şeklinde yapmayı düşünseydim, içini alması daha kolay olacakmış.
                      O an evde olup fırından gelen nefis ekmek kokusunu duymalıydınız. Sarımsak, susam, keten tohumu vs derken müthiş bir keyif veriyor insana.




Malzemeler:
  • 4 su bardağı çavdarlı ekmek unu karışımı (Bim'de bulabilirsiniz)
  • 3 yemek kaşığı keten tohumu
  • 1 kaşık susam
  • 1/2 yaşmaya
  • 1,5 çay bardağı sıvıyağ
  • 1 yumurta
  • 1 çay bardağı yoğurt
  • 4 diş ezilmiş sarımsak
  • 5-6 dal dereotu
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • 1 çay bardağı ılık süt
  • 1/2 çay bardağı ılık su



                     Yapılışı:
  1. Sıvıları ve tuzu, yoğurma kabına alıp, yaşmaya ekliyoruz ve eritiyoruz. Sonra un haricindeki bütün malzemeleri katıyoruz. En son unu azar azar ekleyerek yoğuruyoruz.
  2. Ben zamanımın olmadığı için uzunca ekmek şekli verdim. Siz isterseniz daha küçük yuvarlak çörekler yaparsanız çok yakışacaktır. Yağlanmış yada yağlı kağıt serilmiş tepsiye uzunlamasına koydum ve üzerine çizikler attım. Üzerini temiz bir bezle örtüp, sıcak bir yerde (Yada fırının mayalanma ayarında) mayalanmaya bırakın.
  3. Hamur yeterince kabarınca fırını 200 derece açıp pişiriyoruz. Daha sonra fırının ayarını düşürerek içinin de pişmesini sağlıyoruz.
  4. Fırından çıktıktan birkaç dakika sonra kesmeye başlayın. Soğuyunca bu işlem kolaylaşacaktır. Afiyet Olsun...

30 Nisan 2012 Pazartesi

Teflon Keki (Tuzlu)


                             Sabah kahvaltısına, kolay birşeyler yapmak istiyorsunuz, mesela 20 bilemedin 25 dakikada hazırlanan. Ve yine mesela, fırınızı yeni temizlediniz ve hemen kirlensin istemiyorsunuz :) Yada acilen misafirler mi geldi? Fırında o anda pişen başka şeyler var ve siz fırına alternatif arıyorsunuz. Bu duruma en iyi çözüm, bence, teflonda kek yapın.
                            Arkadaşım Nurcan'a giderken götürdüm bu keki. Kızım hastaydı o gün, dışarı gidememiştim birşeyler almaya. Baktım evde çabucuk yapılacak birşeyler aradım. En kolayı teflon keki gibi geldi bana. Tarif Nane Maydanoz Sofrası 'ndan. Ben evdeki yeşilliklerle yaptım. Tadı yiyenler tarafından beğenildi.Yine de keyif sizin...




                                 Malzemeler:
  • 2 yumurta
  • 1 kahve fincanı süt
  • 1/2 kahve fincanı yoğurt
  • 1 kahve fincanı sıvıyağ
  • 1 paket kabartma tozu (1,5 da olabilir)
  • 1/2 rendelenmiş kabak (Küçük olsun)
  • 1/2 rendelenmiş havuç (Küçük olsun)
  • Bir tutam taze nane, taze kekik, maydanoz
  • 2 çay kaşığı tuz
  • Aldığı kadar un


Yapılışı:
  1. Her zamanki kek yapar gibi yapıyoruz kekimizi. Yumurtaları çırpıp, yoğurt, süt, sıvıyağ, kabartma tozu ve un ekliyoruz biraz.
  2. Sonra rendelenmiş kabak ve havucu, ve ince ince doğranmış yeşillikleri (Dikkat edin fazla olmasın yeşillik çünkü bunlar sulanacak)
  3. Tuzu ekleyip un oranını tamamlıyoruz. Biraz sıvıyağ katılmış teflon tenceremize keki döküyoruz, her tarafı eşit olsun istiyoruz.
  4. Tarifte 10 dakika hızlı ateşte 5 dakika yavaş ateşte demiş. Fakat ben yüksek ateşte yaparken yandı. Bu yüzden siz fazla yüksek ateş kullanmayın. Kapağını bir tarafı iyice pişinceye kadar çevirmeyin. Yavaş ateşte olsun çok kısık da olmasın lakin. Cam kapaklı bir tencereniz varsa daha iyi olur. Sonra yavaşça kapak yada başka bir tepsi yardımıyla keki ters yüz ederek diğer tarafının pişmesini sağlıyoruz. Yine kısığa yakın bir ateşte.

             Not: İki kez yaptım bu keki. Bu resimler ilkinin resimleri. İkincisi daha iyi oldu benim söylediğim şekilde pişirirseniz yakmadan pişmesi mümkün oluyor. Ve tabiki içini alıyor.
İçine peynir da katabilirsiniz tabi ama ben her zamanki gibi taze nane ve taze kekik tercih ettim. Bunlar tadı çok değiştiriyor. Bence siz de deneyin böyle.

28 Nisan 2012 Cumartesi

Baharatlı Tuzlu Kurabiye


Hanginiz bilir, benim kadar,
Karpuzdan fener yapmasını;
Sedefli hançerler, üstüne,
Gülcemal resmi çizmesini;
Beyit düzmesini;
Mektup yazmasını;
Yatmasını,
Kalkmasını;
Bunca yılın Halime'sini
Hanginiz bilir, benim kadar,
Memnun etmesini?

Değirmende ağartmadık biz bu sakalı!

                     Mutlu pazarlar dilerim hepinize dostlarım. Güne Orhan Veli şiiriyle merhaba demek istedim. O keyifli, o melankoli,  o güzel mısraların yazarı, güzel insanla. Biraz hüzünlendim yine şiirlerinden. Şairin yaşadığı fakirlikleri anlattığında biraz hüzünlendim. Bas-ül Ba-del Mevt 'e inananarak yaşamışlar. Böyle yaşamak zorunda kalmışlar belki de.  Halbuki şiir dünyamızın vazgeçilmezlerindendir Orhan Veli... Şimdi ona haklı olarak verdiğimiz değeri,"Keşke yaşadığı zamanda da verebilseydik" diyor insan ister istemez. Ne güzel anlatır şiirlerinde, günlük olayların bir şairin gözünden nasıl göründüğünü...
                   Bu satırları yazarken yüzümdeki ifade dikkatimi çekti. Mutlu, umutlu ve biraz sırıtak bir haldeyim. Mutsuz iseniz Orhan Veli okuyun derim, hatta benim gibi Baharatlı -  Tuzlu kurabiye ile çayınızı yudumlarken okuyun. Daha güzel oluyor...

               
                   Geçen haftalarda pazara gitmiştim. Orada taze kekik buldum. Nasıl sevindim, nasıl sevindim anlatamam. Nerelere kattım bu bir demet kekiği. İşte bu tuzlu kurabiye, bu  heyecanla ortaya çıktı. Bir tuzlu kurabiye yapayım dedim. Akşamdan bir margarin ve yumurtalar çıkardım. Ertesi günü, çocuklar 23 nisan sonrası evde kaldıkları salı günü, bir margarini ikiye böldüm. İki kaseye ayırdım. Birini tuzlu kurabiye birini ise tatlı kurabiye yapmak için kızlarıma verdim. Onlar bir güzel ellerini yıkadılar, kolları sıvayıp başladık kurabiyeleri yapmaya.
                     Bu tuzlu kurabiyeler İzgi'nin yaptığı kurabiyeler. İçine neler katmadık ki... Taze nane, çörekotu, pul biber, ve rengi de güzel olsun diyerek zerdeçal... Bu aralar renklendirmek istediğim şeylere bol bol katıyorum zerdeçalı. Nasılsa yakında bir zerdaçallı tarif daha görürsünüz bu blokta.
                     Kurabiyeler nasıl oldu diyorsanız, nefis... Ağızda dağılıyor, baharatlar çok yakıştı. Tuzlu kurabiyeye alternatif oldu böylece.



      Malzemeler:
  • 1/2 margarin (oda sıcaklığında)
  • 1/2 çay bardağı sıvıyağ
  • 1 yumurta
  • 2 kaşık sirke
  • 1 yemek kaşığı yoğurt
  • 1 tatlı kaşığı zerdeçal
  • 1 tatlı kaşığı pul biber
  • 1 çay kaşığı kabartma tozu (tepeleme)
  • 2 tatlı kaşığı taze kekik (doğranmış)
  • 1 tatlı kaşığı çörekotu
  • 2 çay kaşığı tuz
  • 1 yemek kaşığı nişasta(tepeleme)
  • 11 kaşık un (tepeleme)
  • 9. kaşıktan sonra un oranını azar azar ekleyerek kendiniz belirlemenizi tavsiye ederim.

    Yapılışı:
  1. Bir kaseye margarin alınır. Un ve kabartma tozu haricinde bütün malzemeler karıştırılır.
  2. Malzemeleri çırpma teliyle çırparız. Unu azar azar ekleriz ki herkese göre farklı olabilir.Un eklemeye başlayınca kabartma tozunu da ekleriz. Benim ölçülerime göre 11 kaşık un kafi geldi. Fakat siz son iki kaşığı iyice yoğurmadan karar vermeyin bence.
  3. Ele yapışmayan bir hamur yoğurun. Hamuru iki parçaya ayırıp rulo yapın. Rulolaların heryerinin eşit olmasına dikkat edin.
  4. Yaptığınız ruloları streç filmle kaplayın ve buzdolabına atın.
  5. İstediğiniz zaman çıkarıp birkaç dakika bekletin. Sonra 1 er santim kalınlığında kesin ve yağlı kağıt serili tepsiye dizin. Önceden ısıtılmış fırında 180 derecede pişirin.
Küçük bir not : Kurabiyeler bekleyince daha güzel oluyor. Bu kurabiye de öyle. Bekletikçe tadı güzelleşiyor. Tabi bekletebilirseniz.

Ben görüntülemek için birini çıkarıp pişirdim. Fakat bir diğeri, misafirlerim gelinceye kadar birkaç gün buzlukta bekledi. Böylece onların gelişine taze kurabiyeler pişirme fırsatım oldu.


 Ve tarifler her zamanki gibi Porselen Demlik Çay Saati etkinliği ev sahibesi Sevgili PaSaSofraM 'a ve Çay Kahve Bahane etkinliği ev sahibesi Sevgili Pastaeli 'ne gidiyor. Kolay gelsin arkadaşlar...