..

23 Nisan 2012 Pazartesi

Fındıklı - Armutlu Kolay Tart ve Okula Başlama Yaşı Üzerine

                     
                          Mutlu haftalar sevgili dostlar. Uzun zamandır kafamı kurcalayan bir sorunum var. Bunu sizlerle paylaşmak, hatta içinizde öğretmen yada milli eğitim kurumlarında çalışan kişiler olduğunu hesaba katarak biraz da bilgi almak istiyorum naçizane.
                         Benim küçük kızım 18 mart 2007 doğumlu. Yeni yasa ile, okula başlama yaşında. Tam olarak tatmin olamadım öğrendiğim bilgilerden.  Okula başlama yaşı alt sınır olarak 72 ay olarak alınıyormuş bu zamana kadar. Şimdi bu rakam üst sınır olarak alıncakmış ve alt sınır ise 60 ay olarak belirlenecekmiş. Yani benim kızım anaokulu çağında iken (gidemeden) ilkokula başlayacak. Şimdi benim sorum burada devreye giriyor : Okula başlamak zorunda mı? Yani bir sene sonra gitmesi mümkün mü? İkinci sorum ise: iki senenin çocukları aynı sınıflarda mı okutulacak. Kendinden bir yaş büyüklerle aynı sınıfta olması çok büyük dezavantaj olur çünkü.
                          Bengisu, fazla uyumlu bir çocuk değil. Bana çok bağlı tam bir bebek. Biraz yazı yazdırma çalışmaları yaptırdım evde. El yazısı ile harflerin üzerinden gitti. Yapamıyor inanın. Ne gayreti var nede ağlamaktan kendini alamıyor. Denemediğim yol kalmadı. Sayıları öğretmeye çalışıyorum, toplama zor geliyor, çıkarma fena değil.  "r" harfini, "c" harfini ve birkaç harfi daha söyleyemiyor. Benden başkası söylediklerini pek anlayamıyor. Biliyorum bazıları zaten 6 yaşında başlayabiliyor okula. Fakat Bengisu... Ne bileyim küçücük geliyor bana...Lütfen bilgilerinizi paylaşın.Yorumlarınızı bekliyorum...

                        Ve bugünkü tarifimize geçiyorum. Yeni bir haftaya , yapımı hem çok kolay hem de lezzetli bir tart  ile, Tatlı başlamak istedim. Tarif Mandalin Çıkmazı  'ına ait. Yıldızcığım bloğunda bu tarifi verirken;"Lezzeti garanti, tutmaması ihtimali yok." demiş. Ben de ona birşey daha eklemek istiyorum. Acı badem aroması ve fındık ekleyin. İlk aldığınız lokmada "Hımmm" diyeceksiniz emin olun.
                       Yıldız'ın tarifine ek olarak iki çeşit fındık ekledim üzerine,biraz kuru üzüm ekledim içine ve bir de içine acı badem aroması  ekledim ki çoook yakıştı. Hamur, kek gibi yapılıyor tek dikkat edilecek nokta ise, malzemeleri bu miktarda kullanırsanız, çok büyük tepside yapmamanız. Ayrıca orta ateşte pişmesi lazım, içini alması için.



                               
                        Malzemeler:
  • 125 gram erimiş margarin yada tereyağ
  •  3 yumurta (benimkiler küçüktüler 4 adet kullandım)
  • 2 kahve fincanı şeker
  • 3 fincan un
  •  1/2 fincan kuru üzüm
  •  1 kabartma tozu
  •  2 damla acı badem aroması
  •  1 fincan kırılmış fındık ( ben yarı yarıya kullandım yarısı kavrulmuş beyaz fındık yarısı kavrulmamış fındık)
  •  1 büyük deveci armudu
  • isteğe göre üzerine pudra şekeri 
  • armutların üzerine sürecek kadar tarçın
     


Yapılışı:
  1. Margarin tavada eritilir. Bir kenara alınır.
  2. Yumurtalar ve şeker 3 dakika çırpılır. İyice beyazlaşacak.
  3. Margarini, unu, kabartma tozunu, acı badem aromasını  ekle çırp.
  4. Yağlanmış yuvarlak borcama al. Kuru üzümü ekle tepsiye karışımı eşit olarak dök.
  5. Üzerine armutların kabuklarını soy, dörde böl ve dört yerinden şeritler keserek hamurun üzerine koy (biraz bastır ki kabardığından üstünden fırlamasın). Ben armutların üzerine tarçın da sürdüm daha bir farklı aroma verdi. Kimse armut olduğunu anlamadı.
  6. En üstüne kavrulmuş ve kavrulmamış fındıkları irice kırıp serpiyorum. Orta ateşte pişiriyoruz. Dakika tutmadım ama kürdan metodu kullanıyorum. Biraz kalması gerekiyor. İçini alması için.

22 Nisan 2012 Pazar

Fırında Mercan


                     Ne dikkatimi çekti biliyor musunuz? Balık tariflerimi hep tavada vermişim. Ev halkı kızartmayı tercih etse de bu tür balıklar (mercan,  levrek, çipura vb.) fırında çok güzel oluyor.Yalnız fırındayken etrafa yayılan bir koku vardı ki söylemeden edemiyeceğim. Balık yemeyenin bile iştahını kabartıyor.Sarımsak çok yakışıyor her zamanki gibi tereyağla birlikte.
                 Mercan biraz kılçıklı bir balık. Yaptığım tereyağlı sosla harika oluyor. İsterseniz diğer etli balıkları da bu sosla fırınlayabilirsiniz. Denemeniz dileğiyle...

                  Malzemeler: 1 kg mercan balığı, 1-2 orta boy soğan, 1 limon, 1-2 domates, 3-4 diş sarımsak, 2 kaşık oda sıcaklığında tereyağ, biraz sıvıyağ, tuz.

Yapılışı:
  1. Mercanları kesinlikle temizlenmiş almalısınız. Bir kere daha sudan geçirilen balıkları, suyunu süzmesi için süzgece alırız.
  2. Sosunu hazırlamaya başlarız. Bir kaseye tereyağını alırız ,1 kaşık sıvıyağ, 3-4 diş sarımsağı döver, ekleriz. 1 tatlı kaşığı tuz ekleyip birlikte çırparız. Bu karışımla balıkların her yerini iyice ovarız.
  3. Bir fırın kabını  hafifçe yağlarız. Soğanı halka halka doğrar, yerleştiririz. Onun üzerine balıkları onun üzerine domates ve limonları halka doğrar koyarız. Üzerini alüminyum folyo ile kapatırız.
  4. 180 derecede fırına sürer bir süre böyle pişmesini sağlarız. Daha sonra alüminyun folyoyu açar biraz da üzerini kızartırız. Afiyet Olsun...


19 Nisan 2012 Perşembe

Kuru Domates Soslu Tortellini


             Merhabalar Sevgili Dostlar. Bugün sizlerle bir italyan yemeği olan tortellini mantısının evde yapılmış halini paylaşmak istiyorum. Tarihe meraklı yönüm yine ağır basıyor ve tortellini nereden çıktı diye merak ediyorum ve bakın nelere ulaşıyorum:
           Ortaçağ İtalya'sında anlatılan bir efsaneye göre, Venüs ve Jüpiter (diğer adı ile Zeus) Bolonya'nın eteklerindeki bir hana gelmişler, Modena ve Bolonya arasındaki bir savaştan yorgun düşmüşler. Yemişler, içmişler ve odalarına çıkmışlar.
           Bu ikiliden çok etkilenen hancı onları gizlice takip etmiş ve odanın anahtar deliğinden ikisini gözetlemiş. Ama tek görebildiği Venüs'ün göbeği imiş.
           Gördüğü bu sahne karşısında çok etkilenen hancı hemen mutfağa koşmuş ve o görüntüyü hamurdan yapmış. Böylece adı tortellini denilmiş.hikaye buradan alınmıştır.


                        Bizim bildiğimiz Kayseri mantısından daha kalın oluyor hamuru. Dolayısıyla pişmesi daha uzun zaman alıyor. Parmesan, ıspanak gibi malzemeler kullanılsa da yapımında ben bildiğimiz usul kıymalı harcı kullanmayı tercih ettim. Üzerine daha sıvı kıvamlı bir sos yerine sarımsaklı kuru domatesli sos hazırladım. Benim tek pişmanlığım keşke daha ince açsaymışım, illa kendi karakteristik özelliğine sadık kalmaya ne hacet. Biz beğendik tabi tercih sizin.

Malzemeler:
  • 2 yumurta
  • 3 su bardağı un
  • 1 yemek kaşığı sıvıyağ
  • 4 yemek kaşığı ılık su
  • 1,5 tatlı kaşığı kadar tuz.
  • 150 gram kadar kıyma
  •  İÇ Harcı İçin: bir tutam taze nane, bir tutam maydanoz, 1 küçük boy rendelenmiş soğan,1 çay kaşığı kişniş, 1 çay kaşığı karabiber
  • Üzeri İçin: 5-6 tane kuru domates, 5-6 diş sarımsak, maydanoz, 1-2 kaşık tereyağ,1-2 kaşık sıvıyağ, tuz.

Yapılışı:

  1.  Un derince bir kaba alınır, ortası açılır, içine yumurtalar kırılır sıvıyağ, tuz, su eklenir sertçe bir hamur yoğurulur. Buzdolabında 20 dakika kadar bekletilir.
  2.  İç harcını hazırlamaya başlarız. Kıymanın üzerine maydanoz ve naneyi incecik doğrar, soğanı ekler, karabiber, kişniş ve tuz ekleriz.
  3. Bu hamuru açabileceğimiz kadar büyüklükte bezelere  ayırırız. Çok kalın değil fakat Kayseri mantısı gibi de olmayan bir şekilde açarız. Çay bardağı ile yuvarlaklar keseriz.
  4. Hamurların ortasına kıymalı harçtan koyarız. (Bu esnada benim yaptığım gibi kızınızdan yardım alabilirsiniz.)
  5. Hamuru ikiye katlar, iki ucundan tutar resimdeki gibi şekil veririz. Temiz bir bezin üzerine alır, biraz kurumaya bırakırız.
  6. Tencereye su biraz da tuz koyar kaynamaya bırakırız. Kaynayınca makarnaları atarız.
  7. Sosu hazırlamaya başlamadan önce, kuru domatesleri sıcak suda bekletiriz.Bir tavaya bir kaşık tereyağ, bir kaşık sıvıyağ koyarız. Üzerine doğranmış 3-4 diş sarımsak ekleriz, domates kurularını  doğrar bu karışıma ekleriz. 
  8. Pişen makarnaları bir tabağa alır üzerine hazırladığımız sosu koyarız. İsteğe göre maydanoz ile servis yaparız.



5 kg Sütün Başına Gelenler


                         Son zamanlarda çıkan haberlerden son derece rahatsızım. Hani şu süt ve süt ürünleri için söylenenlerden bahsediyorum. Her gün, çocuğuma içirdiğim sütün acaba o kansarojen maddeler kullanan fabrikalardan mı değil mi olduğunu merak ediyorum. Bildiğim güvendiğim markaları tercih ederim ama yine de onlara bile şüpheyle bakar oldum.                       
                         Biri çıkıyor ve diyor ki :" - Hazır süt, ölü süttür. İşlem görmüş süt ölüdür. Evde güvendiğiniz birinden aldığınız sütlerle yoğurt yapın. Kansere özellikle göğüs kanserine karşı kalkan." diyor. Bir diğeri "-Açıkta satılan sütler, hastalığa davetiye." diyor.
                         Bir zamanlar bir sütçümüz vardı. Kadının sütü toplama değil, kendi ineklerinden sağdığı süttü. Yoğurdu çok güzel ve lezzetli olurdu. Şimdi marketten her yoğurt alışımda sanki süttozundan yapılmış yoğurt yiyormuşum gibi hissediyorum.
                        Geçen hafta halamlara gittik. Biz ordayken onların kapısını sütçü çaldı. Halama sütü nasıl diye sordum. O da biz her zaman bu adamdan alırız iyi dedi. Gittim kendim baktım sütü temiz bir depoda saklıyor ve buz gibi. Hatta ben halamın sütünü alırken "-Sen sütü götür üzerine birşey kaçmasın, temiz süt kirlenmesin."diyor ve gözüme giriyor. _Ver bana da ordan beş kilo süt." diyorum.
                      
                           Gelir gelmez sütü kaynatıp mayalıyorum. Köylü kızı olduğum için yoğurt konusunda kendime güvenirim açıkçası. Güzel yoğurt mayalarım. Hem öyle yoğurt yapma makinesine falan da güvenmem.

                         Yoğurt oluyor olmasına ama çok sulu. Hem de öyle böyle değil. Ekşiliği falan yok, sadece bol bol suyu var. Baktım olacak gibi değil, süzme yoğurt yapmayı düşünüyorum. Hemen hiç kullanılmamış bir beyaz tülbent buluyorum. Güzel bir sudan geçiriyorum Yoğurdu buna alıyorum.Akşama kadar takriben 10 saat falan süzüyor böylece. (Siz daha koyu isterseniz daha fazla tutabilirsiniz tabi)
                          İşte sonuç yukardaki tabakta. Bir kahvaltıya eşlik ediyor yoğurt. Hem hafif hem az yağlı.

17 Nisan 2012 Salı

Kabak Graten


                   Bu tarifi vermeden önce "graten" ne demek merak ettim doğrusu. Şöyle bir araştırma yapınca bakın neler çıktı ortaya:
                    Graten kelimesi Fransızcadan  "kazımak, kazıntı" kelimesinden türetilmiş. Graten bir pişirme yöntemi oluyor ve yemeğin üzerini kaşar, beşamel sos, yumurta gibi malzemelerle kapatılarak fırınlanmasıyla yapılıyor. Buradaki amaç yemeğin üzerini kapatacak kadar kabuk oluşturmakmış ve bu yüzden üst kısmının biraz kızarana kadar fırınlanması gerekiyormuş.
                       
                           Ben ilk kez denedim kabak grateni. Bu kadar güzel olacağı aklıma bile gelmezdi. Hem yapımı kolay, hem de pek çok sebzeye yakışacak bir pişirme yöntemi bence. Biz yanında pane harcıyla  kızartılmış tavuk kanatları ile yedik ama pekala sade de çok nefis oluyor.

Malzemeler: 3 tane kabak, 4 orta boy soğan, 1 yemek kaşığı un, 1 yemek kaşığı tereyağ, 1 su bardağı süt (büyükçe) 1/2 çay kaşığı karabiber.

Yapılışı:
  • Kabaklar tırtıllı şekilde soyulur. Yuvarlak kesilir. Bir tencereye biraz su koyulur ve içine  tuz eklenerek kaynaması beklenir. Kabakları 1-2 dakika kadar kaynamış suda bekletir sonra süzgece alınır.
  • Soğanlar soyulup ikiye kesilir ve uzunlamasına doğrayıp bir tavada çok az yağ ve tuz ile kavrulur.
  • Bir küçük teflon tencere yada tavaya tereyağı koyulur. İçine 1/2 kaşık kadar  sıvıyağ eklenir. 1 kaşık un ilavesinden sonra un hafifçe kavrulur (kızarmaması gerekiyor, un kokusu çıksın yeter). Tencereyi kenara alıp içine süt eklenir, biraz tuz eklenir çırpma teliyle çırpılır ve tekrar ocağa alınır. Beşamel sos kıvama gelince içine karabiber ilavesi yapılır.(İsteğe göre muskat da kullanabilirsiniz)
  • Fırın kabımızın tabanına çok az  sıvıyağ koyabilirsiniz. Bir sıra kabak dizeriz. Bir sıra soğan dizeriz. Bir sıra kabak bir sıra soğan. En üste hazırladığımız beşamel sos eklenir. 180 derecede 45 dakika pişirilir. Üzeri kızarınca alınır. Afiyet Olsun.

16 Nisan 2012 Pazartesi

Ayranlı Göce Çorbası


                    Kuzularım  hasta oldular. Aniden değişen havalar mı buna sebep, yoksa yeni bir salgın mı bilmiyorum. Onlara salçasız, acısız, doyurucu bir çorba yapmak istedim. Göce çorbası imdadıma yetişti. "Göce nedir?" dediğinizi duyar gibiyim. Buğdayın irmik gibi değil de, irice kırılmış hali.
                   
                    Ayranlı çorbalar genelde soğuk tüketilir bilindiği gibi. Fakat biz bunu sıcak içmeyi tercih ediyoruz. Tam buğday içerdiğinden, çocukları doğru beslemeye yardımcı, en geleneksel çorbalardan biri.


                                           Ben yine, göceyi ve çorbasını kayınvalidemden öğrendim. Ondan öğrendiğim şekilde yapıyorum.Çankırı Çerkeş yöresi usulü yapıyoruz dolayısıyla. Bol nane ve ayran ile yeniliyor. Biz koyu kıvamlı tercih etsek de isteğe göre daha sıvı olarak tüketilebilir.
                                          Ben bu tarifimi Çorbalar Etkinliği düzenleyen arkadaşım Piti Piti 'ye ve Yöresel Yemeklerimiz Etkinliği sahibi Safiye'ce ye gönderiyorum.

Malzemeler: 2 türk kahvesi fincanı göce, 4 su bardağı su, 1 yemek kaşığı tereyağ, ayran, kuru nane, karabiber. (göcenin yapısına göre miktarı azalıp çoğalabilir, bazen daha az miktarda göce daha koyu kıvamlı oluyorken bazen daha fazla miktarda olması gerekir)

Yapılışı:
  1. Su, tuz ve göce bir tencereye alınır ve kaynamaya bırakılır. Başında durmakta yarar var dibine tutmasını istemeyiz.(Kıvamına bakarız, koyu kıvamlı olması gerekiyor çünkü sonra ayran eklenecek.Fakat isteğe göre daha sıvı da yenilebilir tabi)
  2. Tereyağını tavada eritip isteğe göre biraz pul biber ekleyebiliriz.
  3. Çorbayı kaselere alıp üzerine önce yarım kepçe ayran koyarız. Sonra bir kaşık tereyağ gezdiririz. Son olarak kuru nane ve karabiber ekleyerek servis yaparız. Afiyet Olsun...

15 Nisan 2012 Pazar

Kavala Kurabiyesi


                           Kavala Kurabiyesi,  arkadaş günümüzde Hicran'a giderken yapıp götürdüğüm bir kurabiye idi. Acele ile yapılıp resimlendi. Yiyenler tarafından tam not alınca, sizlerin karşısına çıkmak için sebebi oldu.
                          Evde badem yoktu ben fındık ile yaptım. Yerken un helvası yiyormuş gibi hissediyorsunuz.Kurabiye biraz sert gibi görünse de yerken ağızda dağılan cinsten.  Değişik bir kurabiye tarifi arayanlara şiddetle önerilir. 

                         Tarifin orijinali burada. Ben iki ölçü kullandım. Biraz da eve kaldı.

Bu tarifimi her zamanki gibi Porselen Demlik Çay Saati etkinliği için PaSaSofraM' a ve Çay Kahve Bahane Etkinliği için Pastaeli'ye gönderiyorum. Kolay gelsin arkadaşlar...

Malzemeler: 1su bardağı un, 4 çorba kaşığı pudra şekeri, 1/2 su bardağı iri kırılmış fındık, 3 çorba kaşığı tereyağ ( 60 gram ), 1 çay kaşığı kabartma tozu, 1 yumurtanın beyazı, 2-3 damla vanilin aroması, 2 kaşık sıvıyağ, (gerekirse çok az daha un ilavesi olabilir)
Yapılışı:
   1.  Un, derince bir teflonda hafif kızarıncaya kadar kavrulur. Başka bir tavada fındıklar hafifçe kavrulur. Fındıklar robatta irice çekilir.
  1. İkisi de bir kaseye alınır, üzerine diğer malzemeler eklenir. Uzunca bir süre yoğrulur.
  2. Hamur çok ince olmayacak şekilde açılır ve istenilen kalıpla kesilerek yağlı kağıt serdiğimiz tepsiye alınır.
  3. Önceden ısıtılmış fırında 180 derecede pişirilir. Soğuyunca pudra şekeri serpilip servis yapılır. Afiyet Olsun...

14 Nisan 2012 Cumartesi

Salatalı Günler ve Bir Armutun Hikayesi

                       Güzel ve taze ıspanaklara bayılıyorum. Böyle bebek ıspanaklar bulunca da pişirmek hiç işime gelmiyor. Hemencecik bir salata çıkartıyorum ortaya. Armutlu salata da böyle bir zamanda çıktı işte. Daha önce bahsettiğim gibi öğle yemeklerimde yediğim salatalardan biri, armutlu salata. Fazla karışık malzemeler içermiyor.Tazecik ıspanaklar, domates, Deveci Armutu (kesinlikle bu armuttan yapmalısınız, çünkü tadı ve sertliği salataya çok yakışıyor), balsamik sos ve fındık.
                     Fındığın, bir salataya, bu kadar yakışacağı aklıma gelmezdi. Bundan sonra, cevizden öncelikli tercihim olacak kesinlikle. Bu malzemelerle ve balsamik sosla bir yeyin, beğenmezseniz kendi salatanızı oluştun.Gerçekten denemeye değer. 
                                                                                            Resim buradan alınmıştır.
           Deveci Armutu demişken, biraz bundan söz etmek istiyorum sizlere. Eminim pek çoğunuz biliyordur ama ben de söylemeden edemiyeceğim. Söz konusu kişi Lütfi Deveci. Şu an bildiğim kadarıyla Alaçatı'nda oturan eski bir çınar. Kendisini, Türkiye tarımına adamış bir kişi. Bakın bu armutu bizlere nasıl kazandırmış. Kendi ağzıyla dinleyelim:                                                                   

          Deveci Armudunun Hikayesi:
1960 yılıydı. Ava meraklı bir insandım. Bir gün av dönüşü, yoldaki hayvan izine düşmüş armut dikkatimi çekti. Normalde o mevsime kadar, bu meyve yaşamaz. Bu sebeple, o tek meyve çok dikkatimi çekti ve çevrede araştırarak, armudun ağacını buldum. Ağaçtan aşı kalemleri aldım ve daha sonra bunları İtalyan ve Fransız armutları ile evlendirdim. Yaklaşık üç yıl sonra bu evlilikten, ağırlığı bir buçuk kiloyu bulan armutlar ortaya çıktı. Onlara Deveci armudu adını verdim.”
           Hayatı da bir o kadar ilginç olan bu kişiye ne kadar teşekkür ediyorum her armut yediğimde, bir bilseniz. Bir armut düşünün ki, hem sert olsun, hem sulu, bir o kadar da büyük ve dayanıklı. Ben bu aralar DeveciArmuduna takmış durumdayım. Bir bakıyorsunuz tart yapıyorum, bir salata. Hepsine de çok yakışıyor. Lütfi Deveci'ye şükranlarımı sunuyorum ve teşekkürler ediyorum en içten dileklerimle.      

  Şimdi gelelim Salatamızın tam ölçülerine: 1/2 demet bebek ıspanak,1/2 domates (kabukları soyulmuş ve küp küp doğranmış), 1/2 armut(büyüklüğüne göre), 2 yemek kaşığı balsamik sos( ben bol soslu seviyorum siz isterseniz az tutabilirsiniz), 1 kaşık zeytinyağı, 2 yemek kaşığı irice kırılmış fındık, biraz tuz.
 Yapılışı: Ispanaklar her zamanki gibi yıkanıp elimizle doğranır. Kabukları soyulmuş armutu istediğimiz büyüklükte doğrarız, hazırlanmış domatesi ile birlikte ıspanaklara ekleriz. Zeytinyağı, balsamik sos ve tuzu ekleyip üzerine gezdiririz. En son üzerine fındık koyarak afiyetle yeriz.          

11 Nisan 2012 Çarşamba

Patatesli Çiçek Ekmek

                 Ekmek, o ilahi tad. Un, su, tuz, maya işte bu kadarı yeter açıkmış bir karnı doyurmaya. Öyle mi sizce de? Bir de emek vermek gerek o ekmeği elde etmek için. Mayalamak, yoğurmak, pişirmek. En güzel sofraların bile ihtiyacıdır ekmek.
                Her yörenin kendine has bir ekmeği olduğu gibi, her insanın sevdiği bir ekmek çeşidi oluveriyor. Örneğin benim kızlarımın birisi ekmeğin içini yerken, diğeri çıtır kabuklarını seviyor ve kabukları çıtır olmayan ekmeleri yemiyor.

               Bizim oralarda ekmek, köy fırınlarında yapılır. Yuvarlak kocaman, kalın kabuklu ekmeklerdir bunlar. Aynı zamanda ekşi maya ile yapılırlar.
               Çerkeşlilerin ise pek çok ekmek çeşidi var. Bunlardan bazıları; cıvık çörek, el ekmeği, bazlama, simit çörek, yufka ekmek gibi... 
                Her yöre ayrı yapsa da sıcak fırından çıkmış taze ekmeğe karşı koymak imkansız bence. Hele bir de tereyağ koyarak yenilir ki ... Uzmanlara göre ekmeğin fırından çıktıktan 6 saat sonra yenilmesi gerekiyormuş. Bunu da belirteyim de tercih yine de size ait olsun...
   
                Gelelim Patatesli Ekmeğimizin Tarifine. Ben bu tarifi Oktay Usta'dan aldım. Hemen hemen aynısını uyguladım.  Hamur konusunda bir sorun yok yalnız bir dahaki sefere patatesi hamuru yoğururken katmayı düşünüyorum. Bu şekilde ortasından çıkan patatesler görsel açıdan iyi olsa da az tutmakta yarar var bence.

  Malzemeler: 4 su bardağı un, 1 paket instant maya, 1 su bardağı süt, 1 çay bardağı sıvıyağ, 1 yumurta akı( sarısı üzerine), 2 çorba kaşığı yoğurt, 1 çorba kaşığı toz şeker,  1 tatlı kaşığı tuz.

İç Harcı: 2 haşlanmış patates, 50 gram kadar beyaz peynir, bir tutam maydanoz
Üzeri için: Ayrılmış olan yumurta sarısı ve haşhaş, çörekotu, susam.




Yapılışı:
  1. Kuru malzemeleri bir kapta karıştırıyoruz. Ayrı bir kapta sıvıları çırpma teli ile çırpıyoruz.
  2. Unu ekleyerek yoğurmaya başlıyoruz. (Bu aşamayı elimizle yapıyoruz)
  3. İç harcı için malzemeleri hazırlıyoruz.(Patetesler ve peynir ezilir, maydanoz ince ince doğranır, biraz tuz ve karabiber eklenir)
  4. Hamuru 8 bezeye bölüyoruz. Her birini elimizle biraz açtıktan sonra ortasına iç harcımızdan biraz koyup yuvarlıyoruz.
  5. 24 cm kelepçeli kalıbı yağlayıp önce ortasına sonra kenarlarına hamurlarımızı dizmeye başlıyoruz.
  6. Bir kenara alıyoruz 1 saat mayalanmasını bekliyoruz. İyice kabarınca üzerine yumurta sarısı sürüp her bir parçasına ayrı bir malzemeyle süslüyoruz.
  7. 200 dereceye atıp önce kabarmasını 15-20 dakika sonra biraz daha azaltıp içini alarak pişmesini sağlıyoruz. Afiyet Olsun...
Ben bu tarifimi her zamanki gibi Çay Kahve Bahane Etkinliği ev sahibesi Marifetane 'ye  ve Porselen Demlik Çay Saati Etkinliği'nin ev sahibesi PaSaSofraM 'a gönderiyorum. Bol katılımlar arkadaşlar...

10 Nisan 2012 Salı

Etli Pazı Sarması


                  Pazı sarması, sanıldığının aksine çok kolay ve çok lezzetli bir yemek bence. Hatta tam anlamıyla bir ana yemek. En güzel davet sofralarınızda yer verdiğinize asla pişman etmez sizi.


                   Vereceğim ölçülerde ve malzemelerle tam da istenilen tadda oluyor inanın. Bir de küçük bir hatırlatma yapmamda yarar görüyorum o da her yemekte olduğu gibi kullandığımız malzemelere gösterdiğimiz özen olacaktır. Burdaki "özen" kelimesinden kastım etin yani kıymanın iyi bir etten oluşmuş olmasıdır. Lezzeti iyi olan bir kıyma kesinlikle pazı ile birleşince tam bir lezzet şöleni oluşacak ve sizin de sofranızın kıymetlileri arasında yerini alacaktır.


Malzemeler: 300 gram orta yağlı dana kıyma, 1 su bardağı pirinç, 1/2 demet kadar dereotu, tepeleme 1 çay kaşığı kişniş, 1 çay kaşığı tatlı kırmızı toz biber, 1/2 çay kaşığı toz karabiber, 1 yemek kaşığı domates salçası, 3 adet taze soğan, 1-1,5 demet kadar pazı( demetin büyüklüğüne göre)


Yapılışı:
  1. Öncelikle pirinçleri yıkayıp, ılık su koyduğumuz bir kaba alırız. Bu arada  yaygın bir tencereye biraz tuz ve çokça su koyarak kaynamaya alırız. (Tuzunu eklerken itinalı davranalım çünkü bu suyu pazının üzerine ekleyeceğimiz su olarak tekrar kullanıyoruz)
  2. Pazıları yıkayıp sap kısımlarını kestikten sonra kaynamış olan tenceremize 2'şer, 3'er (tencerenin büyüklüğüne göre) alt üst ederek haşlarız. Bu esnada dikkat edilmesi gereken husus pazıların çok fazla haşlanmaması. Tabiri caizse bir daldırıp çıkarmak yeterli olacaktır. Bu işlem bitene kadar tencerenin başından ayrılmamakta yarar var. Çıkardığımız pazıları bir süzgece alırız.
  3. Pirinci süzdürüp içine yukardaki gibi malzemeleri hazırlarız. Biraz da tuz ilavesi ile iç harcımız hazırlanmış olur.
  4. Pazıları uzunlamasına sererek sap taraflarını kendimize doğru getiririz ve damarlı tarafının iç tarafta olmasına dikkat ederiz. En uç kısmana hazırladığımız harçtan koyarak sarmaya başlarız. Sararken dikkat edilecek husus kenarlarını içe doğru almak olacaktır.
  5. Uygun bir tencerenin dibine, pazıların saplarını koyarız. Sardığımız pazıları bu sapların üzerine, yatay şekilde, sıkıca dizmeye başlarız. Sarma işlemi bittiğinde ise, tencerenin üzerine 2-3 kaşık kadar sıvıyağı gezdirerek ekleriz.
  6. En sonuncu işlem ise, pazıları haşladığımız suya salça eklemek ve  (haşlarken tuz da eklediğimiz için tuz ilavesi yapmıyoruz)  pazıların üzerini hafifçe geçecek kadar hazırladığımız sudan koymak oluyor. Önce yüksek ateşte, sonra ise kısık ateşte pirinçler yumuşayana kadar pişirip, yemeğimizi hazırlamış oluyoruz. Afiyet Olsun...


               
                  

8 Nisan 2012 Pazar

Çağlalı Salata (Bahar Salatası)

             
                   Merhabalar Sevgili Dostlarım, nasılsınız bakayım?  Malum önü gelen yaz. Ben de bu aralar kendi çapımda kilo verme ve incelme derdine düşmüş durumdayım. Akşamları ekmek yok artık, yemekler azar azar koyuluyor, çok uzun olmasada yürüyüş ve biraz da spor, metabolizmayı hızlandıran çaylar, bol su içimine daha bir dikkat ediliyor falan... Yukardaki resimdeki ise,  benim, öğlen yediğim yegane yemek.

                Gerçi bu salatayı yaptığım 20 gün falan olsa da buna benzer salatalarla geçiştiriyorum öğle yemeğimi. Sırada bekleyen daha ne salatalar var bende. Çağla zamanı geçmeden bunu paylaşmak istedim sizlerle.
                Biraz internette araştırma yapınca, anladım ki çağlayı salataya ekleyen ilk kişi ben değilmişim. Bilmediğim bir başka şey ise çağlanın yararları idi. Annemlerin evlerinin önünde evin boyundan büyük 3 tane badem ağacı vardı. Biz minicikken başlardık yemeye, badem oluncaya kadar sürdürürdük bunu. O günlerden gelen bir alışkanlık mıdır nedir çağla bende baharı çağrıştıran bir meyvedir. İşte bu yüzden " Bahar Salatası " dedim adına.
              Yararlarına gelince;    * Yüksek dozda C, E vitaminleri ve selenyum içeriyormuş.
                                                        *Bağışıklık sistemini güçlendirerek, hem kanserden koruyormuş, hem de kanser tedavisinde kullanılıyormuş. 
                Velhasıl çağla zamanı, her gün bir avuç çağla yemek bağışıklığı güçlendiriyormuş arkadaşlar.
                      
              İçine katılacak şeyler size kalmış aslında. Yine de sen neler kattın derseniz:

Malzemeler: 1 küçük boy icebergin yarısı, 1-2 silor salatalık, 5-6 tane çağla, biraz mor lahana, 1 küçük boy haşlanmış patates, 1 kaşık nar ekşisi, 2 kaşık erik ekşisi sosu, isteğe göre birkaşık kadar antep fıstığı.

Not: Salatayı yapmaya başlamadan önce,çağlaları yıkayıp üzerine hafif tuz ekip elimizle hafifçe ovamakta yarar var. Böylece çağlayı salataya eklemeye hazır hale getirmiş oluyoruz.

Yapılışı:
Icebergi doğra, mor lahanayı ince ince doğra, çağlaları ince ince doğra patatesi ve salatalığı doğra, en son üzerine nar ekşisi ve erik sosunu ekle. İstersen biraz tuz ilavesi yap, istersen 1 kaşık da zeytinyağı ekle. Afiyetle ye

6 Nisan 2012 Cuma

Kafes Poğaça


                         Hindistan'da bir adam efendisine hizmet edermiş. Su kuyusu uzaklarda olduğu için her gün ona su taşırmış. Fakat su taşırken boynuna astığı kovalardan biri çatlakmış. Her seferinde, gelinceye kadar, bu kovanın suyunun yarısı akmış olurmuş.
                        Bu durumdan çok utanan çatlak kova, sucuya demişki:
 -Ne kadar utanıyorum bir bilsen? Sen, her seferinde bu kadar çaba sarfediyorsun efendine su taşımak için, fakat ben senin emeklerini zayi ediyorum. Gelinceye kadar suyum yarıya iniyor.
                       Bunun üzerine sucu ise:  "- Sen yolun kenarındaki çiçekleri görüyor musun? " demiş.
Çatlak kova çiçekleri görmüş görmesine ama, onun çiçeklerleri düşünecek hali yokmuş. Başlamış yine üzülmeye.
Sucu: "-Bak, ben senin eksikliğinden faydalandım. Kuyudan dönerken yolun seni taşıdığım tarafına çiçekler ektim. Sen ise her su taşıyışımda, onları suladın. Böylece  her gün efendimin sofrasına sunacağım taze çiçekleri verdin bana. Senin bu eksikliğin olmasıydı ben bunu yapamazdım. " demiş.

                      Hayırlı günler sevgili dostlarım.Uzunca bir aradan sonra yeniden sizlerle buluşmak için burdayım işte. " Bu hikayedeki gibi eksikliklerimizi, içinde bulunduğumuz şartları, hayatın bize kazandırdıklarını hatta kazandırmadıklarını fırsata dönüşterebilecek imkanımız her zaman var.Yeter ki bunu görebilelim. "Siz ne dersiniz?
                 


                                Baharın kendini iyiden iyiye gösterdiği bu güzel günlerde, insanın içine yeni umutlar yeni hedefler yerleşiveriyor arsızca. Kendimce planlar yapıyorum. Eminim sizlerde de vardır benim gibi kıpırtılar. Baharı severim ben. Sanki bütün bir kış boyunca uyuyan tabiat,  baharla birlikte uyanmaya başlar. Ağaçların dalları tomurcuklanmaya, kırlar yeşillenmeye, aceleci çiğdemler açmaya başlar.  
                                 Öyle bir ruh haliyle yapılan bir poğaçaydı kafes poğaça. Bu aralar yeni poğaça çeşitleri denemeye verdim kendimi. Sadece bir tane ile yetinsem de belki sizlerin işine yarar. Aynı hamurdan farklı şekillerde yaptığınız hamurişiniz için bir alternatif sadece. Deneyin böylesini beğeneceksiniz. Garantisi benden...


 Malzemeler:
 1 bardak ılık su, 1 bardak ılık süt, 1,5 kaşık şeker, 1 kaşık tuz, 1/2 paket yaşmaya, 1 tatlı kaşığı( silme ) instant maya, 1 bardak kadar sıvıyağ.

İçi İçin: Lor peyniri.



Yapılışı:
  1. Su, süt ve sıvıyağı derince bir kasede birleştiriyoruz. İçine yaş mayayı, tuzu ve şekeri katıp iyice karıştırıyoruz. Bir kaseye un koyup içine instant mayayı katıyoruz ve bu karışımı da kaseye ekliyoruz. Aldığı kadar azar azar un ekleyerek kulak memesi kıvamında bir hamur yoğuruyoruz.
  2. Hamurdan ceviz büyüklüğünde bezeler alarak yuvarlıyoruz. Merdane yardımıyla biraz açıyoruz. Bir köşesine lor peynirinden koyuyoruz. Diğer kenarına ortaya doğru çizikler atıyoruz. Şekildeki gibi. 
  3. Lor peynirli tarafından başlayıp uca doğru sarıyoruz. En uç tarafını altına getiriyoruz. Yağlı kağıt serilmiş tepsiye alıp yarım saat kadar tepside mayalandırıyoruz. Üzerine yumurta sarısı sürüp 200 dereceli fırında pişiriyoruz.



   Porselen Demlik Çay Saati etkinliğinin son günlerini yaşayan arkadaşım Gelibolu17'e  ve tabiki Çay Kahve Bahane etkinliği yeni ev sahibesi Marifetane'ye gönderiyorum.Kolaylıklar diliyorum arkadaşlara...

5 Nisan 2012 Perşembe

Hediyemiz Sahibine Doğru Yola Çıkıyor...

                            Nevresim takımı hediye çekilişimizin şanslısı bildiğiniz gibi Bir Naz Masalı olmuştu. Bugün itibariyle iletişim bilgilerini aldım ve kargoya verilmek üzere yola çıktı. Umarım en kısa zamanda kendisine ulaşır. İyi günlerde kullansın arkadaşımız.
                            Beni takipte kalın dostlarım yeni hediye çekilişlerimiz de olacak. Güzel ve şanslı günler sizlerle olsun...